Temsil edildiğinizi mi düşünüyorsunuz? Bir daha düşünün…

Politik Temsil “Temsil,” tüm gelişmiş sistemlerde işlevsel anlamda halkın iradesinin, halkın oyları ile, bilerek ve açıkça belirlenmesi ve devlet yönetimde halkın yöneticilerini kendilerini temsil edecek ve belirli kurallar, kurumlar ve süreçler içinde hesap verecek şekilde seçmeleri ile oluşan demokrasinin olmazsa olmazıdır. 

Politik Katılımcılık “Katılımcılık” ise, Politik Temsilin usul olarak olmaz ise olmazıdır. Yani Katılımcılık unsuru hayata geçirilmeden, Politik Temsil’den söz etmek mümkün değildir.  Katılımcılığın olmadığı yerde Temsil ne şekil, ne öz olarak bir anlam ifade etmeyecektir.  Politik Temsil ve Politik Katılımcılık ilişkisi ve bu iki kavramın birlikte ifade ettikleri önem halkın dikkatinden kaçırılırsa, gerçek temsili demokrasiye, demokrasi ve hukuk devletine inanan liderler ve siyasi partiler yerine, parti tabelası altında biraraya gelmiş ve çoğunlukçu iradenin gücüne dayalı diktatöryal uygulamaların yolunu açan siyasal oluşumlar ortaya çıkacaktır.

Halk tarafından kullanılan oylar nasıl Yönetim iradesine dönüşüyor? Siyaset alanında bugün siyasetin pratiğine ilişkin süreçlere yakından bakarsak, Siyasete Katılımla ilgili olarak aşağıdaki tabloya benzer bir durumla karşılaşırız.

Bir örnekle başlayalım:

Diyelim ki, Türkiye de kurulu 5 Siyasi parti var.  Anayasa ve siyasi partiler kanunugereği bu

siyasi partiler her iki yılda birGenel Başkanlarını ve diğer yönetim organlarını belirlemek için İlçe ve İl Kongrelerini gerçekleştirip, bu seçimler sonucunda da Büyük Kurultaylarını toplayarak partilerin Genel Başkan ve Parti Meclislerini seçiyor, MKYK gibi diğer üst yönetim organlarında görev üstlenecek parti yöneticilerini belirliyorlar.

Bir siyasi partinin,Genel Başkanı ve Partinin Yönetim Kurullarını kim ve kaç kişi seçer?Bu seçimlerde,halkın iradesinin, halkın oyları ile, bilerek ve açıkça, devlet yönetimde kendilerini temsil edecek şekilde, 5 muhtemel partinin mahalle, ilçe ve il seçimlerinde halk temsili var mıdır? Yoksa türlü yöntemlerle bu temsil sınırlandırılarak kontrol altında mı tutulur?

Genelde mahalle, ilçe, il kongreleri ve kurultay süreci parti yönetimleri tarafından yaklaşık 2 veya 3 yılda bir olmak üzere, 4 ila 6 ay içerisinde yapılıp bitirilir.Mahalle, ilçe veya il kongrelerine, yani bu varsayılan 5 partinin genel başkanları,aslında 56 milyon seçmen arasından,halkın iradesinin, halkın oyları ile, bilerek ve açıkça seçilmeden, 5 kişiye indirgenmiş olarak fiilen halkın önüne getirilir.  Bu süreçlerdeki katılım eksikliği, katılım zorluğu, katılım mekanizmalarının sınırlandırıcı olarak kurgulanmış olması,politik temsilin gerçekleşmesinde bir dizi engelleyici süzgeç işlevi görür, ki, burada halkın temel hak ve özgürlüklerinin temsil için, genel seçimlere gider gibi, mahalle, ilçe ve il Kongreleri halkın katılımından söz edilemez. 

Konuya rakamlarla bir örnek vermek gerekirse:

  1. Nüfusu 16 Milyon olan İstanbul’da,İlçe sayısı 39, Mahalle sayısı782, Köy sayısı152, Seçmen sayısı: 10 Milyon 500 bin, Sandık Sayısı 31.200seviyesindedir. 
  2. 39 ilçede, 5 partiye ait Toplam mahalle delege sayısı yaklaşık 70.000 kişi civarındadır.

Beş senede bir yapılması gereken genel seçimlerde, kendi oyları ile istedikleri kişiyi vekilleri,veya şimdilerde Cumhurbaşkanı seçtiklerini düşünen halkın, yüzde kaçı bu 5 partinin mahalle ve ilçe delegelerinin seçildiği, seçimlere katılır?  Bizim tahminimiz 5 partiiçinbu rakamın İstanbul için toplam 1 Milyon kişiyi geçmediğidir.  Bu da %10 lik bir katılım ile 10.500.000 Milyon seçmen arasından, halkın iradesinin, halkın oyları ile, bilerek ve açıkça seçilmeden, 5 kişiye indirgenme işlemi toplam seçmen rakamının %10 katılım ile yapılır.

Unutulmamalıdır ki bu katılım, siyasi partiler genel merkezleri tarafından kendilerine verilen yetkiler kullanılarak ayrıca “süzgeçten geçirilmiş” olarak düzenlenmiş olan üye listeleri üzerinden sağlanır.  Bu listelerdeki isim, soyisimya da adres gibi bilgilerde “sehven” oluşan yanlışlar nedeni ile ilk kademe seçim sürecinin önemli ölçüde “amaca özel” bir yola girdiği düşünülebilir.

Benzer bir hesapla ülke geneline baktığımızda, 81 Milyonluk bir nüfus içinde, il sayısı 81, ilçe sayısı 922, mahalle sayısı 32.162, köy sayısı 18.291, belde sayısı 23.907, seçmen sayısı: 56 Milyon, sandık sayısı 181.000’dir. Bu rakamlar üzerinden bir hesap yapıldığında, ülkemizdeki tüm siyası partilerin delege seçimine katılanların sayısının 5.6 milyonu geçmeyeceği görülmektedir.  Yani ülkede kimin parti genel başkan, kimin cumhurbaşkanı seçilebileceği yönündeki süreç ilk kademe seçim, tüm ülkedeki seçmenlerin en fazla % 10’luk bir kesiminin katılımı ile yapılır ve ilk büyük eleme tamamlanmış olur. 

Bu şekilde Türkiye’de herhangi bir siyasi yönetim kademesi seçilebilir konuma gelen kişilerin sayısı teorik olarak 300.000 kişiye indirgenir ve bu seviyedeki seçimlerden halkınistenilen düzeyde bir katılımı olmadığı gibi kendilerinin temsiline ilişkin anlamlı bir farkındalığının da, ilgisinin de olduğu söylenemez.  Bu 300.000 il kongresi delegesi varsaydığımız 5 partinin genel kurultaylarına gidecek olan toplam 5.000 civarındaki kurultay delegesini “seçeceklerdir.”  Bu 5.000 kişi de varsaydığımız 5 partiden birer Genel Başkan adayını ve partilerinin diğer kurullarını seçerler.

Sonuç itibarı ile bu 5.000 kişi, 56 milyon seçmeni belirlenmiş olan 5 kişiden birine oy verme seçeneği/seçeneksizliği ile karşı karşıya bırakmış olurlar.  Genel seçimlerde seçmenin önüne konulan 5 aday değerlendirilirken, seçmenlerin yaklaşık %80-%90’lık bir kısmı bu eleme/eksiltme sürecinde hiç yer almamış olurlar.  Gerçek ve anlamlı bir temsile darbe vuran, bu eksiltme işlemi 2 senede bir yapılır ve halkın % 80 seviyelerinde önemli bir kesimi ne bu süreçlerinden farkındadır, ne bilgisi vardır, ne bilgilendirilir ne de ilgi gösterir.  Hal böyleyken, çağdaş, aydınlanmış, özgürleşmiş toplumlarda anlamlı ve gerçek katılım demokrasinin olmazsa olmazı, sosyal, verimli, etkin, şeffaf dolayısıyla da sağlıklı ve sürdürülebilir bir devlet aygıtının temel taşıdır.

            Bu noktada Siyasi Katılımla veya katılım eksikliği ile ilgili pratiğin asıl konumuz olan  siyasi Temsil olgusunu nasıl etkilediğine bakabiliriz.  56 Milyon seçmenin en fazla 5. 6 milyonun katılımı ve yönlendirilmesi ile Türkiye toplamında 5.000 kişiye indirgenen siyasete yön verecek kişilerin seçimi yaklaşık 49 Milyon seçmenden habersiz yapılırken, Seçilen 5 Genel Başkan ve MHK üyeleri,toplamda 200 kişi civarında kişi, istedikleri gibi, yani istedikleri sırada Milletvekili isimlerini seçmen listelerine koyarlar.  Burada da, şeffaf ve anlamlı bir temsil kriterinden söz etme imkanı bulunmamaktadır.

Genellikle ile ön seçim yapılmadığı için veya bazı partilerde yapılsa bile büyük şehirlerde yine Siyasi Partiler kanunun genel merkezlere tanıdığı haklar vasıtası ile, farklı kurgulara dayalı uygulamaların yapıldığı görünür.  İstanbul özelinde 1., 2. ve 3. bölgelerde ön seçim yapılsa bile, yani her seçim bölgesinde yaklaşık 3.5 Milyon seçmen hesapta adayları belirleyecektir.  Böyle bir durumda, her milletvekili aday adayına yaklaşık 100.000 seçmen düşecek ve 100.000 kişilik dar bölgede yapılacak olan bir ön seçimde politika ile uzun süre ilgilenmeyen kişilerin bile bu seçmen kesimine iyi kötü ulaşabilme imkanı olacaktır. 

Ancak bu erişimin sistem olarak engellenmesi durumunda mevcut sistemde aday adayları parti üst kademelerinden belli ilişki ağlarına dayanmadan milletvekili adayı olarak seçimlere katılma imkanı elde edemezler.  Mevcut sistem bir kişinin seçim bölgesindeki 3.5 Milyon kişiye ulaşması için mutlaka genel başkan veya parti genel merkezinin örtülü veya açık onay ve desteğini zorunlu kılmaktadır.  Bu durumda da siyasi partiler platformunda Politik Temsilin gerçek anlamda gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır.   

Hal böyleyken, belirlenen milletvekili adaylarının seçimleri açık ve şeffaf koşullarda gerçekleşemediği için, bu vekillerin seçildikten sonra demokratik siyasetin en temel unsurlarından biri olan “hesap verebilirlikleri” de kalmamaktadır.  Sonuç itibarı ile  seçmen kişiye, değil partiye oy verir durumda kalmaktadır.  Halbuki partiler bireylerden oluşur. Halkın bu seçime giren bireylerin kendilerini temsil ettiklerinden emin olacakları ve aksi taktirde kolayca hesap soracakları bir temsil sisteminin varlığı esastır.

Bu konuya neden bu kadar önem veriyoruz?  Çünkü vatandaşın kolay temsil edilmesini engellemek demek, kitlelerin  kolay temsilini organize etmemek demek, mevcut ve gelecekteki siyasi elitlerin başta olduğu otoriter bir rejim istiyoruz demektir. Bu temsil meselesi hakkıyla çözümlenmeden demokratik süreçlerin meşruluğu tartışmalı demektir.  Dolayısıyla burada dikkat çekilen, vurgulanmaya çalışılan konu; bu delege seçim sürecine kolay katılımların yolunun açılması, hem anayasa hem de geçen yüzyıldan kalan siyasi parti seçim kanunlarında bu konuya ilişkin düzenlemelerin yapılması  gereğinin ve bunun öneminin halka anlatılarak bu sistemin yeniden düzenlenmesi konusudur.   

Özet olarak, vatandaşın seçimlerde kime yetki verdiğini bilmesi ve yetki verdiği kişinin bu yetkiyi asıl kullandığının bilinmesi ve izlenmesi gereklidir.   Bugün dünyadaki çok sayıda demokratik ülkede olduğu gibi, ülkemizde de siyasal sistem içinde ciddi bir “temsil açığı” yaşanmaktadır.  Seçen ve seçilen arasında giderek büyüyen bu “temsil açığının” giderilmesi, demokratik siyasetin sürdürülebilirliği ve yurttaşların gönenç ve barış içinde yaşamlarının güvenceye alınması için en acil ele alınması gereken bir konudur.  Bu konuda görev tüm siyasal partilere düşmekle birlikte, sosyal demokrat ve özgürlükçü siyaset iddiasını taşıyan ana muhalefet partisinin öncelikli gündemi olmak durumundadır.  Bu bağlamda ana muhalefet partisi, önce kendi-iç işleyişinde, sonra da ülke siyaseti genelinde konu ile ilgili farkındalığı ve katılımcılığı artırma doğrultusunda samimi ve öncü bir yaklaşım içinde olmalıdır.  Konu en çarpıcı şekilde seçim politikalarının bir unsuru haline getirilmeli ve tüm siyasi kademelerde ve platformlarda Siyasette Tam Temsil hedefinin savunuculuğu kayıtsız şartsız yürütülmelidir. 

Bu noktada ilk ve en güçlü direnç partinin kendi kademelerinden gelecektir, ki, bu tür bir direnç sosyal ve politik organizmalar dahil her canlı yapıda görülmesi doğal bir tepkidir.  Ancak bu direcin kırılması bir o kadar güçlü ve kararlı bir önderlik yaklaşımı ile karşılanmalıdır.  Bu direnç aşılmadığı sürece seçmen nezdinde partiyi de, katılımcı demokrasiyi de büyütmek çok zordur.  Temsil Açığı sorunu ilgili yasalarda, siyasi yapılarda ve zihinlerde çözümlenmeden vatandaş yaşamını bir bilinmezliğin içinde sürdürmeye devam edecek demektir.  Gerçekten özgür bir ülkede kısıtlamacı olmayan katılımcı siyaset ve gerçek temsil bir insan hakkı olarak düşünülmelidir.

Mehmet Kazancıoglu

3 Comments

  1. Evet,her ne kadar hukukçu değilsem de Partiler yasasının demokratik olmadığını düşünüyor ve seçimlerde (delege seçimlerinden başlayarak ) seçmenin görüş ve isteğinin sonuca bir katkısı olmadığını müşahade ediyorum.

    1. Aynı fikirdeyiz. Konuyu matamatiksel bir örnekleme ile anlatmaktaki maksat, hukukçu olmaya gerek kalmadan, temsil edilmemizdeki eksik ve açıkları göz önüne sermekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir