Mesele Sadece Floyd’un Ölümünü Kınamak Değil…

ABD GEÇMİŞİYLE HESAPLAŞMAYA ZORLANMALIDIR:

ABD polis teşkilatı bildiğimiz anlamda güvenlik ihtiyacından çok, kölelerin çalışma alanlarından kaçmalarına engel olmak amacıyla 1600’lü yıllarda ırkçı Güney’de “Beyaz adamlardan” oluşturuldu. Bu teşkilatın diğer ülke polislerinden farkı da budur. Yani, varlık nedeni “Siyah emek gücünü” Beyaz köle sahibine zorla, baskıyla bağlı tutmaktır.

ABD, dünyada en fazla mahkumun bulunduğu ülkedir. NAACP’a göre 2015’ten itibaren ülke hapishanelerindeki mahkum sayısı 2.3 milyona ulaşmıştır.  Tüm mahkumların yüzde 40’ını Siyah Amerikalılar oluşturmaktadır.

ABD’de George Floyd adlı Siyahın polis tarafından vahşice öldürülmesi küresel çapta bir tepkiye yol açtı.  Tepkilerle birlikte, onbinlerce kişi başta ABD olmak üzere sömürgeci geçmişe sahip ülkelerin “geçmişlerinin” sorgulanması talebini dile getirdi.  Bu yanıyla Floyd cinayetinin sonuçları, benzerlerine daha önce rastlanmasına rağmen çok farklı oldu.  “Sonuç” sözcüğünden göstericilerin, ırkçılık karşıtlarının beklediklerini elde ettikleri anlamı çıkarılmamalı elbette. Ancak ulaşılan kimi sonuçlar gerçekten dikkat değer önemde. Bu yazıda kısmen bunlara da değinmeye çalışacak.

ABD yıllar boyunca Siyahlar için güvenli bir yer olmadı.  Elbette bugün 60’lardakinden farklı olarak yaygınlığından çok itirazcısı daha fazla olan bir ırkçılık var.  Buna rağmen bir Siyah için özellikle polis hala en ölümcül kurum olmayı sürdürüyor.  Polis şiddetini grafiğe döken bir araştırmaya göre Siyahların bir polis memuru tarafından öldürülme olasılıkları bir Beyazınkinden 2.5 kat daha fazla.

ABD Polisi Neden Daha Fazla Irkçı?

ABD polisi Siyah nüfusa sahip diğer ülke polislerinden neden daha sert Siyahlara karşı?  Diğer ülkelerde özel olarak polis şiddetinin ya da genel olarak ırkçı uygulamaların yasalar eliyle (çoğunlukla) durdurulabilmesi mümkünken bu ABD’de neden olmuyor?

Olmuyor. Çünkü, en özet anlatımıyla, ABD polisinin varlığı “Siyah karşıtlığı” üzerine kurulu. Polis teşkilatı zengin toprak sahibinin malını mülkünü korumak amacıyla o toprak sahibi tarafından oluşturulan paralı sivil güvenlik gücüdür.  ABD’de polis teşkilatının bir düzene sokulup, bir programa kavuşturulup devlet yapısına eklemlenmesi çok sonradır. Varsılın mallarının yanı sıra her türden güvenliğinin sağlanması da görevleri arasına girmiştir. ABD polis teşkilatı ise bildiğimiz anlamda güvenlik ihtiyacından çok kölelerin çalışma alanlarından kaçmalarına engel olma amacıyla 1600’lü yıllarda ırkçı Güney’de “Beyaz adamlardan” oluşturuldu. Diğer ülke polisinden farkı budur. Yani varlık nedeni “Siyah emek gücünü” Beyaz köle sahibine zorla, baskıyla bağlı tutmaktı. Beyaz köle sahibine yönelik isyanı bastırmaktı. Kölelik dönemindeki adlarının Köle Devriyeleri (Slave Patrols) olmasının nedeni budur. ABD polisi böylesi bir tarihi yüklenmiş durumdadır.  Dolayısıyla Siyahların her özgürlük girişimine şiddetle, vahşetle karşı çıkması, günümüzde bile hala bu “ideolojik” tutumu sürdürmesi tarihsel bir “reflekstir.”  Köle Devriyeleri, 1865’te köleliğin (sözde) kaldırılmasıyla modern polis birimlerine dönüştüler ama 400 yıllık bir geçmişin değişmesi o kadar da kolay değil maalesef.  Bugün ABD polisinde çok sayıda Siyahın var olması ise bu “kurum kültürünü” değiştirmiş değildir.

Polis gücüne dönüşen Köle Devriyeleri’nin polise katılmayıp açıkta kalan binlerce mensubunun Siyah düşmanı ırkçı Klu Klux Klan örgütüne katıldığı biliniyor. Bu örgüt, köleliğin kaldırılmasından sonra Siyahlara ait başta eğitim olmak üzere tüm kurumları hedef almış, birçoğunu yok etmiştir.  O dönemde Köle Devriyeleri’nden dönüşen polis teşkilatı da Klu Klux Klan’a yıllarca yardım ve yataklık etmişlerdir.  1964 Haklar Yasası’na dayanarak Siyahların ırkçı yasalara karşı barışçıl yürüyüşlerinin polislerce yangın hortumları bile kullanılarak şiddetle bastırılması Köle Devriyeleri günlerinden gelen bir geleneksel yöntem olarak uygulanmıştı. 

Devlet eliyle ırkçılık da göz ardı edilecek gibi değildir. Siyah Amerikalılar daha fazla hak kazandıkça, ülkedeki sağ ile “sol” kanat Kongre üyelerinin büyük bölümü Siyah toplumu suçlu gösterme yarışına girmişlerdir.  1971 yılında, Richard Nixon yönetimi uyuşturucuyla savaş adı altında daha çok Siyahları hedefleyen yasalar çıkartmıştı.  Bu yasalar uyarınca Siyahlar ağır hapis cezalarına uğradılar.  Nixon’ın iç politika danışmanı John Ehrlichman bir zaman sonra bu yasaların Siyahlara zarar vermek amacıyla tasarlandığını itiraf etmişti. 

Yaklaşık elli yıl önce, 1967’de hazırlanan bir Kerner Raporu vardır. Bu raporda ülkedeki ırkçılık olgusu kabul edilir ama “Beyaz toplumun ırkçı olmasına” gerekçe olarak Siyahların 1967’deki isyanları gösterilir. Bu raporda Siyahlar ırksal eşitsizlikten sorumlu tutulmuşlardır.  Kimilerinin “ne de olsa 68’li” diye hayran olduğu Bill Clinton döneminde, 1994’de çıkarılan bir yasa da binlerce Siyahı hapse yollayan bir yasaydı.

ABD, dünyada en fazla mahkumun bulunduğu ülkedir.  National Association for the Advancement of Colored People’a (NAACP) göre 2015’ten itibaren ülke hapishanelerindeki mahkum sayısı 2.3 milyona ulaşmıştır.  Bu dönemde ülkede tüm mahkumların yüzde 40’ını Siyah Amerikalılar oluşturmaktadır.  Trump dönemi ise elbette hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde Siyahlar için en kötü dönemdir.  Trump, 2016’da yerel polis birimlerinin ırkçılık ya da aşırı güç kullanımı nedeniyle soruşturmalarını zorlaştıran yasalar getirdi. Amaç Beyaz polisi korumaktı tabii.

Son İsyanlar Öncekilerden Neden Farklı?

Siyahlar 1967’de, 1968’de, 1992’de de çok geniş kapsamlı isyanlar gerçekleştirdi. Son tanık olduğumuz protestonun bunlardan birinci farkı şu; göstericilerin bileşenlerinde gözlemlenen çeşitlilik. Sadece Siyahlar değil, Hispanikler, Asyalılar da gösterilerde yer aldılar. Bu gruplar da Trump sayesinde ırkçı yasaların giderek Siyahların dışındaki grupları da hedeflediğini anlamış oldular.  İkincisi, protestoların organizesinde online iletişim olanağının verdiği hız. Ayrıca tüm protestoların, yıllar öncekinin de günümüzdekinin de ortak itiraz konusu polis şiddeti.

Salgının Etkisi Oldu mu?

Covid 19’un da Floyd gösterilerini etkilediği inkar edilemez. Çünkü Siyahlar polis şiddeti aracılığıyla bir kez daha acısını çektikleri ırkçı yasalara Floyd’un ölümü nedeniyle karşı çıkarken, salgınla mücadelede ihmal edildiklerini de gördüler. ABD’de korona virüse en çok yakalananların Siyahlar olduğu ortaya çıktığında protestoların amacı sadece Floyd’un ölümünü kınamak değil, doğrudan doğruya tüm kurumlarıyla sistemi hedeflemeye dönüştü. Buna Siyah olmayan diğer göçmenler de katıldı çünkü onlar da salgın önlemleri alınırken göz ardı edildiklerine inandılar. Üç olgu kitleleri hareket geçirdi: Bir, ABD’nin, bir benzerini Katrina Kasırgası’nda da yaşadığı gibi, bir toplumsal kaosta sergilediği yetersiz liderlik; İki ayrımcı politikaların varlığı; Üç, sağlık hizmetlerinin sefilliği. Bu noktada salgın başlamadan az önce Trump’ın orta sınıfa yönelik genel sağlık sigortasını zenginlerin lehine iptal etmiş olduğunu unutulmamalıdır.

Durum yukarıda da vurguladığım gibi 60’lı yılların ortamından farklıdır. O dönemler ırkçılık ABD nüfusunun çoğunluğunun zihninde vardı. Siyahları aşağı gördüklerini söyleyen milyonlarca insandan söz edilirdi.  Başta Martin Luther King Jr, Malcolm X gibi Siyah önderler olmak üzere verilen hak mücadelelerinin bu sayıyı azalttığı doğrudur.  Bugün toplumun sadece yüzde 25’i Beyaz ırkın üstünlüğünü savunur durumdadır. Bu tabii ki az bir rakam değildir.  Ancak 60’lı yıllarla karşılaştırıldığında devede kulak sayılır.

Bugün yaşanılan ırkçı kabarmanın bir özelliğine daha dikkat çekmekte fayda vardır.  O da; toplumdaki sayılarına ters olarak Trump yönetiminin de desteklemesi ile günümüzün Beyaz ırk savunucuları silahlanma hakkının da verdiği avantajla “silahlı kıyım” planları yapmaktadırlar.  Burada Barack Obama’nın Başkan olmasını “Beyaz ırkın ezilmesi” olarak gören “intikamcı” bir Beyaz hareket söz konusudur.

Irkçılık Karşıtı Beyazların Durumu Ne?

George Floyd’un ölümüne yönelik protestolara öncekilerden daha fazla Beyazın katıldığı bir gerçek. Bu gelecek için son derece umut verici de. Ancak ABD’li birçok sosyolog, Siyahların yaşamlarının iyileştirilmesi için kimi Beyazların gerekli olan tavizleri vermeye hazır olmadığını ileri sürüyorlar.  Bunlardan biri tanınmış Siyah sosyolog Orlando Patterson.

Lüks yerleşim birimleri hala Siyah çoğunluk için çok pahalı, bu nedenle getto halinde çok katlı binalarda yaşıyorlar. Bu durum onların Beyazlarla birlikte olmasını imkansız hale getiriyor. Gerekli olan kaynaşmayı sağlayamıyor. Ama kimi yerel birimlerin de mali desteğiyle Siyahların getto dışında yaşamalarına yönelik programlar yine de Beyazların tam desteğini alamıyor. 60’lardan farklı olmasına rağmen günümüzün Siyahlarının 60’lı yıllara benzeyen yanı bu işte; yine ayrılmış durumdalar, yine birbiriyle yaşıyor, Beyazlarla bir şeyler paylaşamıyorlar.  Bu durumun böyle sürmesi Siyahların yabancı olduğu, ülkeye aidiyetlerinin tam olmadığı algısını güçlendiren, Beyaz ırk üstünlüğünü savunanlara güç veren bir olumsuzluk elbette. ABD orta sınıfının kültürüyle buluşamamak da Siyahlar için olumsuz bir durum.

Yine de umut verici gelişmeler var. Her şeyden önce Beyazlar arasında en az ırkçı olanlar “genç Beyazlar.”  Bu gençler, büyüklerine göre daha hoşgörülüler, ırk ayrımından da nefret ediyorlar. Ancak yine de alınacak çok yol olduğu aşikar.  Bu noktada, Floyd protestocularının da beklediği gibi yapılması gereken en acil iş polisin yeniden düzenlenmesi. Teşkilatta Siyah polisin olması çok fark yaratmıyor. Irkçı kültürü ortadan kaldıracak rehabilitasyon programlarının hayata geçirilmesi şart. Eğer bu gerçekleşmezse, ortalık durulduğunda polis yine bildiğini okumaya devam edecektir.

Hapishanelerde Siyah nüfusun yeniden azaltılması da bir başka konu. Çünkü istatistiklere göre, işledikleri suça karşılık aldıkları ceza son derece orantısız olarak ağır. Adil yargılama, yargılamada acelecilik, delillerin toplanmasını beklememek gibi nedenlerle yıllarca hapse mahkum edilen binlerce Siyah var.

Ülkenin köleliğe dayanan tarihinin kesinlikle reddi gerekiyor tabii ki. Çünkü, 1865’te kalktığı söylenen kölelik değil, bireyin bir köle edinme hakkıydı sadece. 60’lı yıllara kadar kölelik kültürü ortadan kalkmadı oysa. Bu nedenle bu kültürün simgesi olan anıt, sembol, resim ne varsa yok ediyor ırkçılık karşıtları.  Acılı geçmişe sahip toplumların bu acıları anımsatan sembollere saldırmaları, yok etmeleri de mücadelelerinin bir parçası haliyle. 

Kısaca Dünyanın en büyük ekonomisine, en güçlü silah gücüne ve en yüksek tüketim kapasitesine sahip olan Amerikan toplumu, küresel barış ve her anlamda küresel dengelerin yeniden sağlanması çabalarının yaşandığı çağımızda, tüm insanlığa karşı önemli sorumluluklar üstlenmiş durumdadır.  Ancak, ABD’nin, bu belirleyici rolünü hakkıyla ve doğru bir biçimde yerine getirmesinin yolu öncelikle, acilen ve olanca samimiyeti ile kendi içindeki eşitsizliklerin kaynağı olan tarihsel yükleri ile hesaplaşmaktan geçmektedir. 

Mustafa K. Erdemol,….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir