Salgında ve salgın sonrasında Kamu Yönetimi

Salgını yaşamaya devam ediyoruz; evimizdeyiz, karantinadayız, borçluyuz, işimizi kaybettik ya da çalışıyoruz; fırında ekmek üretiyoruz, çöpleri alıyoruz, güvenlik görevlisiyiz, şoförüz, öğrenciyiz, doktoruz, hemşireyiz, sağlık emekçisiyiz, girişimciyiz, sanatçıyız her meslekten insanlarız, görevimizin başındayız.  

Bir kısmımız hastalandı, bir kısmımız yaşamını kaybetti. Ancak mücadele etmemiz gerektiğini biliyoruz ve hayatın devamını sağlamak için çalışıyoruz.

Bir taraftan çocuklarımızın okulları ne olacak, yeniden iş bulanabilecek mi, kiramı nasıl ödeyeceğim, taksitlerimi uzatabilir miyim gibi bir sürü sorun kafamızın içinde dolaşıyor. Kendi imkânlarıyla bu sorunlarını çözenler olabilir. Ancak birçok yurttaşımızın sorunlarını çözebilmeleri için desteğe ihtiyacı var.   Merkezi yönetim kendince bazı destekler verdi ama bu destekler yurttaşların sorularına cevabını veremiyor.  Daha kötüsü henüz bu mağduriyetin başındayız.  Alınmayan önlemler ve sağlanmayan destekler yüzünden günler geçtikçe sorunlar artarak devam ediyor.

Yaklaşık iki aylık sürede gördüğüm en önemli olumsuzluk, merkezi yönetimin koordinasyon görevini yapmamasıdır. Kamu kurumlarının özellikle yerelde güçlerini birleştirmeleri gerekmektedir.  Ekmek dağıtamazsın, bağış toplayamazsın, yaparsın-yapamazsın tartışmaları salgınla mücadelenin ruhuna aykırıdır. Vatandaşlar hizmet beklerken, tarafların bu kamplaşmadan faydalanmaya çalışarak üretim yapmadan, çıkar düşünmeleri ahlaki değerlere uymaz. Hepimiz, sürekli söz dalaşı yaratıp gündemi değiştirerek zamanın geçmesini sağladıklarının farkındayız. Ancak bu sürede sorunlar çözülmedikçe kriz derinleşiyor. Yapılacak çok iş var ancak iş yapmak için siyasetçiler, krizi fırsata çevirme uyanıklığından vazgeçip, sorunun tüm yurttaşları hatta kendilerini de tehdit ettiğinin farkına varmalılar.

“Evde kal Türkiye”, dediğiniz anda, siz de kamu yönetimi olarak evin içinde olmalısınız. Beslenmeden, sağlıktan, eğitimden, spora kadar her alandaki ihtiyaçların karşılanmasının yolunu açılmalısınız.  Dünyayı tehdit eden salgınla sadece Saray’ınızda bulunan ve ağzınızdan çıkan her şeye evet diyen danışmanlarınızla sağlıklı karar veremezsiniz.

Bu süreci hem sağlık hem de ekonomik anlamda en az hasarla atlatmanın yolu, güçleri birleştirmek ve yerelde insanların yanında olmaktan geçiyor. Yani, sorunlarını yerinde ve muhatapları ile tespit ederek çözümleri ortaklaştırmaya ihtiyaç var.

Bu sebeple, yerel yönetimlerin rolü çok önemli, merkezi yönetimin tavrına rağmen yapabileceklerinden fazlasını yapmak, gerekçe üretmemek ve yeni yöntemler keşfetmek zorundalar. Öncelikli olarak yapabilecekleri, kendi bölgelerinde yaşayan tüm bireylerin mevcut durumunu tespit etmek olmalıdır. Yerel yönetimler bunu rahatlıkla yapabilirler.

Yapılacak ihtiyaç tespitleri önümüzdeki dönemi planlamada yol gösterici olacaktır.  Bu tespitler yapıldıktan sonra, yerelde kent konseyleri, muhtarlar, mahalle meclisleri, siyasi partilerin ilçe başkanları, STK’lar, sendikalar, meslek örgütleri kısaca tüm örgütlü yapılanmalarla birlikte hareket edilerek çözümler üretilmelidir. Salgın sonrasında normalleşmeyi sağlayacak olan irade; mücadele içindeki güven ortamıdır.

Burada normalleşmeden ne kastettiğimiz de önemlidir. Pandemi sonrası dünyanın normal olarak kabul ettiğimiz gidişatı ile ilgili pek çok tartışma başladı.  Nasıl bir dünya olacak sorusu konuşuluyor.  Çalışma ve eğitim hayatı değişmeye başladı.  İnsanların bir kısmı, evlerinden işlerini devam ettirmeye çalışıyor.  Eğitim sanal ortamda yapılıyor.  Gelecekte bazı mesleklerin ortadan kalkacağı, yeni mesleklerin devreye gireceğini biliyoruz. Eğer gerçekten yaşamın yeniden tasarlanması gerektiğine inanıyorsak, süreci kendi haline bırakmayarak etkin olmamız gerekiyor. Özellikle bu dönemde, Yerel Yönetimler yeni bir kamu yönetimi anlayışının hayata geçirilmesinin öncülüğünü yapabilirler.  Tarımdan, evde bakım hizmetlerine kadar üretime dayanan ve kamu hizmetini yaygınlaştıran yeni işkollarının geliştirilmesini destekleyebilirler.

Yerel yönetimlerin en önemli görevlerinden birisi de toplumsal örgütlenmenin sağlanmasına destek olmaktır.  Dayanışma ruhunun insanlarda yaratığı enerjinin kazandıracakları, kayıplardan çok daha fazladır.  Teknolojinin sağladığı imkânlarla insanları bir araya getirip düşüncelerini alma imkanınız var,  hatta dünyadaki en farklı ve yeni düşünceleri takip edip katkı sağlayabilirsiniz.

Destek denildiği zaman akla ilk gelen hep maddi destek oluyor.  Sadece ekonomik desteklerin sağlanması ile yaşadığımız sorunları çözebileceğimizi düşünenler yanılıyorlar.  Zaten yaşadığımız sorunların temelinde her şeyin parayla çözülebileceğini düşünenler ve onların kontrolündeki beceriksiz politikacılar var.  Salgın bir doğal afet olmamasına rağmen salgının etkilerini bir doğal afet gibi yaşıyor olmamızın sebebi; görevlerini yerine getirmeyen yöneticiler ve kamu kurumlarının zayıflatılarak etkisizleştirilmesidir.

Tartışmalara bakılınca, büyük bir kesim, mevcut sistemlerin dünyayı iyi bir yere götüremediğinin farkında. Değişim, hayatın dayatmasıyla zor da olsa gerçekleşecek. Bize düşen görev demokratik sistem içerisinde kamu kaynaklarının doğa ve insanlar tarafından adil paylaşabileceği yeni bir yolda yürümenin adımlarına katkı vermektir.

Sosyal demokrat siyasetçi olmak, vatandaşın yaşadığı sıkıntıların farkında olmayı, hayatını kaybedenlerin, hasta olanların, işsiz kalanların, evi olmayan, evinde yiyeceği olmayan, kadın, genç, çocuk, yaşlı tüm insanların sorunlarını içinde hissetmeyi gerektirir. Bizler, tam da bu dönemde, Doğayı ve İnsanı birlikte düşünerek sorunları çözmek, bugünü yönetirken geleceği tasarlamak zorundayız.

 Aykurt Nuhoğlu; İnşaat Müh., geçmiş dönem Kadıköy Belediye Başkanı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir