Müjde: Neyi Konuşuyoruz, ki…?

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin Karadeniz kıt’a sahanlığı içinde 2.100 metre derinlikte doğal gaz bulunduğu haberleri geldi. 

Bu “müjdeli,” güzel haberler ülke gündemini hayli hareketlendirdi.  Şimdi ise soğukkanlılıkla bu haberleri değerlendirmenin ve hem ülkemizde, hem de bölgemizde çok geniş bir nufüs alanını ilgilendiren bu konuyu hakkı ile anlamanın yararlı olduğunu; yapılacak değerlendirmelerde ilgili resmi kurum ve yetkililerin ortaya koyduğu verilerin esas alınmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.  Ancak konunun rakamsal boyutlarına girmeden önce, “yapılabilirlik/fizibilite” hesaplarına esas olan projelendirme metodolojisinin/yönteminin iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz.    

Önce temel bir tanımı burada tekrar edelim, “İspatlanmış rezerv miktarı.” Açılan bir kuyunun tamamlanıp tekrar  2 veya daha fazla kuyu açılarak, kuyu başlarındaki basınç ve akışkanlıkları  ve bir teknik raporlamaların tamamlanması için yapılması gereken çalışmalardan sonra ortaya konulan rezerv miktarına “İspatlanmış rezerve” deniyor.  Niye böyle bir zahmete giriliyor?

  1. Çünkü bu raporlara göre gaz sahası ve platform projelendirilecek;
  2. Çünkü bu raporlara göre karaya kadar olan 175 km boru hattının borularının siparişi düzenlenecek, boruların et kalınlığı, cinsi, çapı, vs. belirlenecek;
  3. Çünkü belki de, sabit platform değil de, yüzer platform yapılmasına karar verilecek, yüzer platforma karar verilir ise, boru hattı yapılmayacak;
  4. Çünkü sabit platform yerine yüzer platform yapılacak ve nakliye depolama gemileri ile yapılacak;
  5. Çünkü sonuç olarak, sahanın mühendislik projelendirmesi tamamlandığında, belirlenen alanda tahmini olarak yılda ne kadar gaz çıkarılacağı görülecek ve bu tahminlere göre uluslararası gaz piyasalarındaki rakamlara göre gelir gider tabloları hazırlanacak.
  6. Çünkü bu  raporlara göre, bankalar kredi verecek veya vermeyecek;

Yani tespit edilen rezervin ekonomik büyüklüğü, kazılacak ek üretim kuyularının ve kurulacak üretim platformunun maliyetlerinin üzerinde olması buradaki kritik koşul (“Ticarilik Koşulu”) olarak ortaya çıkıyor.  Önemli bir nokta: aksi durumda yapılacak faaliyetler kamu zararı doğuracağından, rezerv olsa bile, doğru kararın ilgili proje “ticarilik koşulunu” karşılamadığından, işletilmemesine karar verilebileceğinin bilinmesi konusu masaya gelebiliyor, konulara bunu bilerek yaklaşmak gerekiyor.   

Analizi sürdürmek amacı ile; 2.100 metre derinlikte böyle bir projenin daha önce mühendislik, tedarik ve inşaat işlerinin yapılmamış olduğu, bu seviyede bir deneyim ve know-how’ın olmadığı gerçeği ve bu gerçeğin projenin uygulama sürecinde yaratabileceği olası olumsuz etkileri şimdilik gözardı edilsin ve varsayılsın ki, bu safhalar, ön hesap ve değerlendirmeler başarı ile geçildi. 

Bu durumda en iyi ihtimalle 5 yıl sonra, yılda toplam 9 milyar ABD Doları değerinde gaz üretilen bir proje ortaya çıkacaktır.  Bu projenin, yatırım maliyetinin 6 milyar ABD Dolar olduğu düşünüldüğünde, projenin inşaat döneminde yaklaşık 1.5 milyar ABD Doları fonlama yükü yaratması beklenir.  Sahanın tam kapasite işletmeye geçtiği dönemde yıllık olarak yaklaşık işletme giderlerinin yılda 1.5 milyar olacağı düşünüldüğünde, söz konusu sahanın kamu bütçesine 7. yıldan itibaren net nakit katkısı yıllık 6 milyar ABD Doları düzeylerinde gerçekleşecektir.  Proje başlangıcından yaklaşık 7 yıl sonra, nüfusu 90 milyona yaklaşan, 1 trilyon ABD Dolarına yakın büyüklükteki bir ekonomide yılda 6 milyar ABD Doları gelir… Konuşulan büyüklüğün rakamlar olarak bundan ibaret olduğu unutulmamalıdır.    

Konuya böyle yaklaşıldığında, halk biliyor ki ülkeye veya bütçeye ilk defa yılda 7 milyar ABD dolarlık girdi sağlanmıyor. Burada temel soru, girdinin büyüklüğü ile ilgili rakamlar değil, bu girdinin hangi kullanımlara tahsis edileceği, hangi kullanım alanlarına yönlendirileceği sorusudur.

Venezüella’da ispatlanmış rezervler 3.5 trilyon (Karadeniz de bulunan yatağın 10 misli) metre küp olması gerçeğine rağmen ve ayrıca petrolleri varken bu yeraltı zenginlikleri Venezüella halkına refah getirememiştir. Aynı şekilde, İran’da 40 trilyon metre küp (Karadeniz de bulunan yatağın 100 mislinden fazlası) ispatlanmış gaz rezervleri vardır ama İran halkının içine düştüğü durumu ortadadır.  Irak’ta ispatlanmış gaz rezervleri de 3,7 trilyon metre küp (10 misli)  olmasına, üstüne de petrolleri olmasına rağmen, bu “zenginlik,” Irak halkına refah getirmemekte,  mutluluk, demokrasi ve özgürlük vaat edememektedir.

Yani doğal gaz veya yeraltı kaynaklarının bulunması bir halkın refah düzeyini artırmak için gerekli kaynakları oluşturabilecektir; ancak bu imkan, ülkelerin refah ve istikrarını, insanların mutluluk ve yaşam enerjilerini sağlamak için yeterli koşul değildir.  Bu noktada, yeterli koşulların; ülkede siyasette temsil adaletine dayanan katılımcı; sosyal adalete dayanan, eğitimde, sağlıkta ve günlük yaşamın geçtiği kamusal hizmet alanları ve düzenlemelerde kapsayıcı; ekonomik adalete dayalı, gelir dağılımı ve üretim süreçlerine erişimde eşitlikçi yönetim sistemleri olduğunu anlamak gerekiyor.  Bu sistemlerin inanç, düşünce, ifade, örgütlenme gibi toplumsal yaşam alanlarında özgürlükler, akıl ve bilimin öncüllüğü ile hukukun üstünlüğüne dayalı temellere oturtulması; uluslararası arenada ise uyum ve güvenililirlik üzerine kurulu dengelerde yürütülmesi esastır.  Halk bunu biliyor….

Tabi iktidarların özgürlük standartlarına göre, neyin düşünebileceğini ve hangi soruların sorulabileceğini sınırlandırdıkları noktada, düşüncelerinin sınırlandırmasına şartlananların kaygılarını dindirmek için bazı rakamsal ayarlara dayalı algı oluşturulmasına yönelik bazı girişimlerin “müjde” olarak gündeme gelmesinin yadırganmaması gerekir.  Ancak bu durumlarda bile, yine de sormaktan geri adım atmamanın bir yolu olmalı; Neyi konuşuyoruz, ki…?

Mehmet Kazancıoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir