Ekonomide Güven: İthalata Vergi, Yerli Üretim ve Yatırımlar

Hazine ve Ekonomi Bakanının ithal ürünlere ek vergi getirileceğini açıklaması ile birlikte, hükümete yakın bir inşaat şirketi yerli solar inverter üretimine geçeceğini açıkladı.

İthalat kalemlerine yeni vergiler getirilmesi ile ilgili bazı konuların öne çıkartılıp, irdelenmesinde fayda vardır.  Türkiye’nin dış ticaret açığını kapatmak önemlidir. Bununla ilgili hepimiz kafa yormalıyız.  Aksi halde sürdürülebilir büyüme ve istihdamdan söz edilemez. Bu konuda hepimiz hemfikiriz.  İthalat olarak temin edilen bazı mallara yüksek gümrük vergisi uygulanırken, ilgili malın Türkiye’deki üretim durumu ve tekelleşme göz önünde bulundurulmalıdır.  Aksi halde kişiye özel verilen inşaat ihaleleri ile aynı durumu yaşayacağız.  Bu tip durumların enflasyona etkileri de dikkate alınmalıdır. Kararlar kamuoyunda olabildiğince tartışılmalıdır.  İlgili meslek örgütü ve derneklerinin görüşleri alınmalıdır. Alınacak kararlar en az 6 ay önceden duyurulmalıdır.

İthalatta yüksek vergi uygulanması, yerli üreticiyi dünya ile rekabetten ve kaliteden uzaklaştırabilir. İhracatımızı azaltabilir.  Nitekim 70’lerde yerli ürünlerimizin dünya pazarında satılması, rekabet etmesi imkansızdı.  1980 sonrası dönemde ithalat serbest bırakıldıktan sonra bir çok şirket battı, rekabet edemedi. Bir çok şirket de ürünlerini geliştirdi ve fiyat rekabetini yakaladı; bu şirketlerin önemli bir bölümü bugün de dünya pazarlarındaki yerlerini korur ve hatta genişletir duruma geldiler. Beko/Arçelik bunun en güzel örneklerinden biridir.

Ayrıca ithalatta yüksek vergi konulması, bir süre sonra ticaret savaşına dönüşebilir. Bizim ihraç ettiğimiz ülkeler de bizi cezalandırabilir.  Bu kısma da dikkat edilmedir.  Refah düzeyinin kalıcı olarak arttırılması için tüm ürünleri üretmek gibi bir gayemiz olmamalıdır. Elbette bazı malları ithal etmeye devam edeceğiz. Bazı ürünlerin ölçek ekonomisi nedeniyle Türkiye’de rekabetçi bir şekilde üretilmesi imkanı yoktur.  Bazı sektörlerde analizler yapmamız ve hedef belirlememiz sağlıklı olacaktır.  Hangi sektörde dünya pazarlarına karlı şekilde mal veya hizmet satabiliriz?  Bu sorunun cevabını bulmamız gerekiyor.

Peki döviz açığını nasıl çözeceğiz? Bu konuda Çin’in de zaman zaman uyguladığı bazı yöntemler üzerinden öneriler geliştirilebilir.

Devlet alımlarında, alınacak ürünle ilgili yurt içinde üretilen ürünler arasında serbest rekabet ortamı varsa, yerli ürün üzerinden alım yapılmalıdır.  Örneğin Vestel ve Arçelik TV üretiyor. O zaman Sony marka bir ürünün devlet tarafından alınması önlenmesi yoluna gidilebilir.

Bazı teşvikler sanayiciye hibe olarak verilmektedir.  Bu uygulamanın yeniden değerlendirilmesi ve kaldırılması gündeme getirilmelidir.  Örneğin, Ar-Ge hibelerinin müspet sonuç doğurduğu pek görülmemiştir. Bu hibeler güzelce harcanmış ve bugüne kadar da ortaya elle tutulur sonuçlar çıkmamıştır.  Hibenin verdiği rahatlıkla şirketlerin yeteri kadar rekabetçi ürün çıkaramadığı ortadadır.  

Onun yerine tüketilirken vergi muafiyetleri getirilmelidir.  Yani teşvik tüketiciye verilmelidir. Bu konuyu örneklendirelim: % 40 yerlilik oranına sahip bir otomobil aldığınız zaman, ÖTV’nin ve KDV’nin yarısından muaf olarak alabileceksiniz.  % 60 yerlilik oranına sahip bir otomobil aldığınızda da ÖTV ve KDV’nin %70’inden muaf olarak alabileceksiniz. Aynı sistemi, yerli şarapta, yerli makinede uygulayabiliriz.  Devlet her bir kalem üzerinde ayrı ayrı, oransal yerli malı belgesi düzenleyebilir ve ürün bazında oyunun kurallarını belirleyebilir. İthalata ek vergi uygulanmadan önce bu seçeneklerin düşünülmesi gerekmektedir.

Son olarak Türkiye’de hukuk düzeninin üretim tesisi yatırımları üzerine etkilerinin iyi anlaşılması gereklidir.  Yatırımcının rüşvet vermeden yatırım yapabileceği koşullar oluşturulmalıdır. Yatırımcı imar, inşaat ruhsatı ve iş yeri açılış ruhsatı gibi süreçlerin tamamında yerel yönetimlerin (özellikle büyükşehir belediyelerinin) zulmüne uğramaktadır.  Harç paraları meclis ve başkanın keyfi kararlarına göre belirlenmektedir.  Ayrıca belediyelerin gayrı resmi özel istekleri bitmek bilmemekte, bu da yatırımcıları canından bezdirmektedir. 

Bu durumda yatırımcının sorun yaşadığı zaman başvurabileceği, güven veren her türlü idari ve siyasi bağımsız bir hukuk sistemi oluşturulmasına ihtiyaç olduğu açıktır.  Her hangi bir konuda o günkü siyasi otoriteye yakın bir iş adamı ile mahkemede karşı karşıya geldiğiniz durumda da adaletin gerçekleşeceğine olan inancın canlı ve güçlü olması esastır.  En gelecek vaadeden ekonomik koşullarda bile, güdümlü bir adli işleyiş içinde bir iş yerine kayyum atanması veya ekonomik faaliyetin günlük akışının müfettişlerle çalışamaz hale getirilmesi olasılığı yatırım ortamının cılız ve kuru bir alan olarak kalmasına neden olacaktır.  Hukuk konusu yabancı yatırımcıyı da yerli yatırımcıyı da ülkede yeni yatırımlara girişmekten güçlü bir şekilde alıkoymaktadır.  Güven kendi başına ekonomik önlemlerden de önce gelişimin ve ilerlemenin temel yakıtıdır; güven veren bir ortamın oluşturulması herhangi bir ekonomi yönetiminin olmazsa-olmaz hedefidir.

Erdem TOPAL; Elektrik Mühendisi, MBA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir