“Seçim”lerimiz

Seçim söylemleri başladı. Manevralar yapılıyor; toplumun beklentilerini doğru analiz edebilenler öne geçecek.

Kaybedenler üzülecek. Küsenler, kızanlar olacak. Kısır bir döngünün etrafında dönüyoruz. Bu döngüden çıkmak istiyoruz. Bu seçim artık değişim olsun isteğimizi devam ettiriyoruz.

Nasıl olacak?

2002 yılından bu yana 14 seçim yaşadık. Beklentilerimiz arttı, artık sonuna geldik dediğimiz noktada değişim gerçekleşmedi. Son yerel seçimlerde büyük kentlerin kazanılması umudu artırdı. İttifak politikası sonuçlarını verdi. Millet ittifakına HDP’nin de destek vermesiyle muhalefet başarılı oldu.

Bugüne gelirsek; anketlerde AKP oy kaybediyor, karasızlar neredeyse %40 civarında, muhalefetin oylarında artış yok. Geçmiş seçim sonuçlarından kazandığımız deneyimler bize mevcut siyasi aktörlerden farklı sonuçlar beklemenin zor olduğunu gösteriyor.  Bir taraftan da AKP, Saadet Partisi üzerinden gelecekteki ittifak politikalarını boşa çıkarmaya çalışıyor ve bir gün daha iktidarda kalabilmek için her şeyi yapabileceği havasını topluma yayıyor.  AKP ve MHP Genel Başkanları, HDP kapatılmalıdır söylemi ile doğrudan yargıya müdahale ediyor. Gazetecilere şiddet uygulanması, uzun süreli tutukluluk halinin iktidar tarafından karar verilerek devam ettirilmesi, adalet duygusunu ortadan kaldırılıyor. Yaratılan kutuplaşma ve çatışma ortamı, kitleleri siyasetten uzaklaştırıyor.

Demokrasi kelimesi en çok demokrasiye inanmayan ve demokratik kurallara uymayanlar tarafından kullanılıyor. İletişim kanalları onlara çalışıyor. Farklı söylemi olanların sesleri duyulmuyor.  Popüler kültürün siyasetteki karşılığı olarak yaratılan bireysellik muhalefetin örgütlenmesini zorlaştırıyor. Mevcut örgütlü yapılar ise üyelerini temsil etmekten uzaklaşıyor. Yurttaşlar verdikleri oy ile bir siyasal parti tercihi yapıyorlar ancak oy verdikleri partiye üye olsalar dahi söz haklarını kullanamıyorlar.

Kendi temsil ettiği üyelerinden kopan muhalefet bugün sağ ve sol ayrımının kalmadığını söylüyor. Ancak aslında sağ, liberal, muhafazakâr düşünceleri benimsediğini göstermeye çalışarak sağ ve sol ayrımına değil sola inanmadığını gösteriyor.  İbadethanelerin önünde basın toplantısı yaparak, içtiği iki duble rakıyı gizleyerek, yıllardır siyasal İslamcıların yaptığı takiye politikalarını uyguluyor. Bir taraftan da kentlerde yapılan imar katliamlarında imzası olan muhalefetin yerel yöneticileri görevlerine senelerdir devam ediyor. Bu durumun kamu kaynaklarını kişisel zenginleşme aracı olarak kullanılmasının desteklenmesi anlamına geldiğini vatandaş fark etmiyor mu? Anketlerde oyların yükselmemesinde bu samimiyetsizliğin bir etkisi yok mu? Hem iktidar hem muhalefet tarafında bütün bu olumsuz tablo oluşurken zamanında sessiz kalan parti yöneticilerinin bugün yeni bir umut olarak adlandırılabilmesi mümkün mü?

İktidarların tarihsel sürecine bakınca kolay gitmediklerini, kaldıkça otoriterleştiklerini okuyoruz. Son ABD seçimlerindeki kaotik ortam bu duruma en yakın örnek. Parlamentolarının basılmasından sonra oluşan toplumsal muhalefetin gücü, işlerin normalleşmesini sağladı. Toplumsal muhalefetin örgütlü olması değişimin önünü açıyor. Bireylerin tercihlerini kullanabilecekleri demokratik alanların açılması gerekmektedir. Muhalefet olmayı bağırarak konuşmak olarak algılayan, seçmenleri ve üyelerini karar süreçlerine katmayan bir anlayışın geleceği aydınlatma şansı yoktur. Kendisinin sosyalist ve demokrat olduğunu düşünen insanların ışıklarını solun üzerine döndürmeleri gerekir.  Ancak bu ışık siyasetteki sanallığı ortadan kaldırabilir. Seçmenlerin gördükleri olumsuzlukları tartışmaya başlamalarıyla denetleme ve katılım süreci harekete geçecektir. Susan, bildiği halde konuşmayan, sürekli beklenti içinde olan tükenmiş bireyler her dönemde olmuştur. Yapılması gereken konuşmaya başlamak, baskılayan yönetimleri her yerde karşımıza almaktır.

Parlamenter sisteminiz kaybedilirken görevde olan yöneticiler, sistemi değiştirip daha demokratik bir sistemi hayata geçirmek adına tüm gücü ellerinde toplamaya kalkar, üyelerin kendi adaylarını seçmesinin önüne geçer ve ittifak adı altında kapalı pazarlıklara otururlarsa, kaybettiğimiz seçimlere bir yenisini daha ekleriz. Seçim sonuçlarını etkileyecek olan, hangi partinin hangi partiyle yan yana duracağından çok bu partilerin kendi içinden başlayarak toplumda bir dinamizm oluşturmasından geçer. Toplumun içindeki enerjinin açığa çıkması; temsiliyet ve demokrasi arasındaki bağın gücüne bağlıdır. Tabandan başlayan bir temsiliyet hareketin ülke ölçeğindeki etkisi çok büyük olur. Sadece AKP gitsin gerisi önemli değil anlayışı bugüne kadar başarılı olamadı. Başarıyı sağlayacak olan bireylerin her alanda demokratik haklarını kullanabilmesinin önünün açılmasıdır.

Daha demokratik, adil, eşit bir dünyada onurlu bir şekilde yaşamak isteyenler olarak çoğunlukta olduğumuz ama yaşadıklarımız hakkında karar verme kanallarımızın kapalı olduğu tespitini hep birlikte yaparsak, tepede değil tabanda bir ortaklık sağlamanın yollarını konuşmaya başlayabiliriz.

Aykurt Nuhoğlu, İnş.Müh.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir