Yaşadığımız Demokrasi!

person dropping paper on box

İktidarıyla muhalefetiyle siyasetin dilinden düşmeyen bir kavramdır, Demokrasi.

Öylesine sihirli bir kavram ki, her derde deva…

Soru, Demokrasinin kimlerin derdine deva olduğudur.

Kısaca anımsamakta yarar var.

RTE-AKP’nin Demokrasi anlayışı kendi sözlerinde “saklı”.

“Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz”,

“Demokrasi amaç değil araçtır”…

Demokrasiyi bu şekilde gören RTE-AKP yaptığı her uygulamanın, aldığı her kararın, çıkarttığı her yasanın ve kararnamenin gerekçesi olarak Demokrasi’yi gösterdi ve adını koydu; “İleri Demokrasi,” demokrasinin çatısı TBMM’nin yetkilerinin “Tek Adam”a teslim edilmesinin, yasama, yürütme ve yargıyı “Tek Adam”da toplayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesinin gerekçesi de “İleri Demokrasi.”

Ancak bu İleri Demokrasi’de, Halkın hakkını arama, uygulamalara karşı çıkma, muhalefet yapma, gösteri yapma hakkı yok. Demokratik Kitle Örgütleri sendikalara, meslek odalarına, derneklere, kısaca toplumsal muhalefete yer yok.  Aslında siyasi muhalefete de gerek yok.  Demokrasinin temel kurumu olan seçimler hakkında verilecek karar ise bugün hala merak konusu olmaya devam ediyor.

Muhalefet cephesinde de Demokrasi altın kavramdır.  Ancak adı farklı, Lider Demokrasisi.  Ana muhalefet “parti içi demokrasiyi” uygulayan tek parti olduğunu söylüyor ama 2015’den bu yana adaylarının belirlenmesinde önseçim yerine merkez ataması yapıyor ve parti içi yönetimler genel merkez tarafından şekillendiriliyor. Muhalefetin diğer partileri için de faklı bir durum söz konusu değil.  İktidarı Demokrasi’yi yok etmekle suçlayan ve Demokrasi’nin güvencesi olduklarını söyleyen muhalefet partileri konu parti içi demokrasi olunca Demokrasi’den uzaklaşıyorlar.   Demokrasinin temel kurumu seçimlerle ülkede ve partilerde yönetime seçilenler, yani iktidar olanlar için Demokrasi o noktada bitiyor.  Halkın yönetimi olan Demokraside Halk, partiler içinde üyeler göz ardı ediliyor.  Demokrasinin temel kurallarından biri olan katılımcılık ilkesini unutuyorlar.  Demokrasi gerçek anlamı, işlevi ve varlık nedeninin çok ötesinde bir paravan olarak kullanılıyor.

Bu koşullarda baştaki soruya yanıt verirsek, Demokrasi, iktidar gücünü elinde bulunduranların derdine deva oluyor.  “Süper güç, dünyanın patronu” ABD’nin de Irak’a, Suriye’ye, Afganistan’a askeri gücüyle girerken gerekçesinin Demokrasi getirmek olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Yaşadıklarımızın Demokrasi olup olmadığını İsmail Hakkı Tonguç 80 yıl önce anlatmış.

“Demokrasinin iki çeşidi vardır.

Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı…
Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister.

Bu zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir.

İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir.

Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır.

Bu, oyundur, kolaydır.

Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik.

Çok şeyler göreceğiz daha…”

Ne yazık ki, Tonguç’un söylediklerinden çok daha beterini yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz, ders almaksızın.  Öyle ki Platon’un sözleri bugün yaşadıklarımızın nedenini ortaya koyuyor. “Demokrasinin temel ilkesi Halkın Egemenliğidir. Ama ülke yönetiminde doğru tercihlerin yapılabilmesi için de Halkın çoğunluğu iyi eğitim görmüş kişilerden oluşması gerekir. Eğer böyle değilse Demokrasi Otokrasiye dönüşür.  Güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar başa geçebilirler” demiş Platon MÖ 340’larda yani 2361 yıl önce bugünleri görürcesine…

*

Bu noktada demokrasinin yokluğunda nelerin olmayacağı konusunda hemfikir olalım.

Demokrasi yoksa;

  • Ne hukuk var, ne adalet, ne de insan hakları…
  • Ne örgütlenme hakkı var, ne de düşünce özgürlüğü…
  • Ne işçinin, köylünün, Halkın adı var, ne de emeğin hakkı…
  • Ne sol var, ne sosyal demokrasi, ne de sosyalizm…

Bunların olmadığı bir düzende yaşama hakkının da olmayacağını söylemeye gerek var mı?

Gelelim, Demokrasinin varlığından ne anlamalıyız konusuna.  Baştan saptayalım; yarım, çeyrek, ileri, geri diye bir Demokrasi yoktur. Böylesi tanımlamaların, Demokraside egemenliğin sahibi olan Halkı kandırmaktan başka bir amacı da yoktur.  Demokrasi, kurum ve kurallar sistemidir. Tüm kurumları ve kurallarıyla var olduğu ve işlediği sürece Demokrasinin varlığından söz edilebilir.

Demokrasinin kurumları dört temelde toplanır.

  1. Yönetim (siyasi partiler, bürokrasi),
  2. Yönetilen (Halk),
  3. Seçim sistemi,
  4. İletişim organları.

Egemenliği sahibi olan Halk, seçim sistemi ile ülkeyi yönetecek olan siyasi partilerin adayları arasından temsilcilerini seçer, iktidarı belirler. İletişim organları aracılığıyla da iktidarın uygulamaları hakkında bilgi sahibi olur, sorunlarını ve isteklerini dile getirir.  Sadeleştirilmiş haliyle çizdiğim bu dairede bir kurumun eksikliği Demokrasi çemberinin kırılması demektir.

Demokrasinin kurumlarının nitelikleri de çok önemlidir.

  • İletişim organları (basın) özgür ve bağımsız olacak ki Halkın doğru haber ve bilgi sahibi olmasını sağlasın,
  • Seçim sistemi adil ve güvenilir olacak ki, Halkın iradesi gerçek anlamıyla ve bütünüyle ülkenin yönetimine yansısın,
  • Siyasi partiler Demokrasiyi araç değil amaç olarak görecek ki, kendileri için değil kendilerini seçen Halkın çıkarları için çalışsın,
  • Halk da ekonomik ve sosyal sınıflar temelinde örgütlü olacak ki, temel ilke olan “katılımcılık” ilkesinin gereğini yerine getirebilsin, isteklerini iletebilsin, siyaseti denetleyebilsin.

Burada kilit konumunda olan kurum, Platon’un ve Tonguç’un vurguladığı gibi Halk’tır.  Halk’la siyaset arasında “yumurta tavuk” örneği bir ilişki vardır.  İktidardaki siyasi parti, Demokrasiyi araç diye görüyor ve kendi çıkarı için çalışıyorsa, Halkı eğitimsiz ve yoksul tutmak zorundadır ki, sorgusuz sualsiz ülkeyi kendi çıkarlarına göre yönetebilsin.

Ülkemizde olduğu gibi…Siyaset bilimci John Keane “Demokrasiyi parti rekabeti, çoğunluk yönetimi ve hukuk devleti ile sınırlı görenlerin başını kuma gömmüş hallerini reddediyorum” diyor ve ekliyor “Bir ülkede Demokrasinin yıkılması, tüm ülkelerin yurttaşlarının demokratik özgürlüklerine karşı indirilmiş bir darbedir.”  Tıpkı Irak’ta, Suriye’de bugün de Afganistan’da yaşandığı gibi…

Başını kuma gömmeyenler ve insanlığa karşı sorumluluk duyan, yaşama toplumsal pencereden, siyasete de Sol’dan bakanlardır.  Ve var olan koşullarda Demokraside ortaklaşmak, bir araya gelmek ve tam Demokrasiye ulaşabilmek için mücadele etmek temel görevleridir, görevimizdir.

Tevfik Kızgınkaya, Gazeteci-Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir