Türkiye Siyasetinde “Kılıçdaroğlu Muhalefeti” ve “4 Soru 4 Cevap”

Türkiye Siyasetinde 26 Temmuz 2020 itibarı ile kurumsallık sürecini perçinleyen yeni bir siyaset anlayışı ve bu anlayışa dayalı yeni bir muhalefet modeli oluşmuştur: “Kılıçdaroğlu Muhalefeti.” 

Şüphesiz ki, konunun gelişim ve şekillenme aşamları ayrı ayrı, ayrıntılı analizler olarak ayrıca ortaya koyulacak ve bir dizi çalışma konusu olacaktır.  Ancak biz bu aşamada bu modele ilişkin 4 Soru ve bu sorulara ilişkin 4 cevap ile tarihe bir not düşülmesinin önemli olduğunu değerlendiriyoruz:

Soru 1: Kılıçdaroğlu Muhalefeti’nin iktidarı değiştirme programı var mıdır? Varsa nedir?

Öyle ya da böyle, beğenelim ya da beğenmeyelim, Kılıçdaroğlu idaresindeki CHP’nin takip ettiği bir “iktidarı değiştirme programı” var. Ancak bu çok partili tarihimizde alışkın olunduğu gibi “iktidar olma programı” değil, iktidarı değiştirme ve dolayısıyla aslında “başka birini iktidar yapma” programıdır.

Kılıçdaroğlu, uzunca bir süredir, “ülkenin % 65’i muhafazakardır ve bu statik bir durumdur” önermesine iman etmiş durumda. Bu önermeye göre AKP, muhafazakar olduğu kabul edilen geniş yığınları bir arada tutabildiği ölçüde iktidarda kalacaktır. O halde muhafazakar olmayan CHP gibi bir partinin yapması gereken, % 65’lik muhafazakar bloğun CHP’ye dönük öfkesini yatıştırmak, hatta mümkünse ideolojik referansları tümden terk ederek muhafazakarlaşmaktır.

CHP gibi bir parti ise sahip olduğu tarihsel bagajı yüzünden ne yaparsa yapsın, tek başına %65’lik bloğu dağıtamayacağına göre mutlaka siyasal İslamcılarla ve milliyetçi muhafazakarlarla işbirliği yapmak zorundadır. Nitekim karşımızda Abdullah Gül’ü, Ali Babacan’ı, Temel Karamollaoğlu’nu, Meral Akşener’i aynı anda CHP tabanını aynı anda HDP’yi bir arada tutmaya çalışan ve hatta bunların bir adım gerisinde durarak deyim yerindeyse “ön tıkamayan” bir CHP var. Eğer yola “ülkenin % 65’i muhafazakardır” ön kabulüyle başlanırsa bu programda zerrece çelişki bulunmuyor.

Buraya kadar yazılanlar, Kılıçdaroğlu’nun fikri. Dediğimiz gibi, beğenelim ya da beğenmeyelim, artık kurumsallık kazanmış olan bir projenin köşeleri bunlar.

SORU 2: Bu program başarılı olur mu? Olursa ne zaman?

Programın amacı iktidarı değiştirmek, yerine siyasal İslamcı yeni rejimle doğrudan hesaplaşmayacak bir sağ liberal restorasyon hükümetini iş başına getirmektir. Seçim aritmetiği bunun rasyonel olduğunu ortaya koyuyor. Bunun için gerekli koşullar Babacan ve Davutoğlu’nun güçlenmesinde yatıyor. Nitekim muhalefetin erken seçim talep etmemesinin de arkasında bu iki ismin parti teşkilatlanmalarının tamamlanması beklemek var. AKP’nin yönetme becerisinin giderek ideolojik çekirdeğine daraldığı, bunun dışındaki kesimlerin rızasını alamadığı ve beraberinde toplumsal hoşnutsuzluğun da arttığı düşünülürse seçimler yoluyla iktidarın değişmesi olası. Karşısında kadroları ve eli yüzü düzgün bir hükümet programı bulunan, kamuoyunun tanıdığı, yönetme kabiliyeti denenmiş, (yani Ekmelettin İhsanoğlu gibi olmayan) fanatik muhafazakarları olmasa bile ılımlı muhafazakarları rahatsız etmeyen bir aday pekala Erdoğan’ın yerine iktidar olabilir. Üstelik böyle bir aday sermaye çevrelerinin de önemli kısmının desteğini alır. Memleketin sosyal ve ekonomik gidişatı düşünüldüğünde bu en geç 1 yıl içinde olacaktır.

SORU 3: Bu programın bir alternatifi var mı? Varsa başarılı olabilir mi?

Kılıçdaroğlu’nun bu yola çıkarken iman ettiği “memleketin % 65’i muhafazakardır” önermesi doğru ancak “bu durum statiktir” önermesi yanlıştır.  Bu nedenle bu önermelerden son derece sığ sonuçlar doğuyor. Halbuki memlekete muhafazakar/laik penceresi yerine ücretli/esnaf/işveren penceresinden bakıldığında yani siyasal kimliklerin yerine sosyal sınıflar perspektifi geliştirildiğinde sol muhalefetin önüne büyük imkanlar çıkıyor. Kaldı ki, Sanders, Corbyn, Ocasia Cortes gibi örnekler düşünüldüğünde dünyada da bu yönde bir trend olduğu söylenebilir.

Türkiye’de ise demokratik sosyalist bir programın tutmaması için hiçbir neden yok. Ülkenin % 70’i ücretlidir. Geri kalan % 25’i ya avukat, mali müşavir benzeri serbest meslek çalışanıdır ya esnaf ya da küçük toprak sahibidir. % 5’lik küçük bir çekirdek ise işverendir. Bu işverenlerin de % 90’ından fazlası ise 1 ila 10 çalışanı bulunan küçük işletme sahipleridir. 30 yıl öncesine göre sosyal sınıfların durumu emek cephesi lehine büyümüştür. 1990 itibariyle ülkenin sadece % 35’i ücretliydi. Hanelerin büyük çoğunluğu küçük toprak sahipliği ve esnaflıkla geçiniyordu. Son 30 yılda sermaye birikim rejimi tekellerin kontrolüne geçti, köyden kente 25 milyon insan göç etti, memleketin demografisi değişti. Bu değişimin yarattığı krizleri siyasal İslamcılar maniple etti. Halbuki sol bir program % 70 ile rekor kıran ücretli kesimleri arkasına alabilir. Doğru program, CHP’yi tarihinde görülmemiş büyüklükte bir toplumsal desteğe kavuşturabilir. Bunun için sadece beylik laflar etmek, slogan atmak yetmez, örgüt ve kadro sorununun çözülmesi ayrıca halkın iltifatını kazanacak bir program eksikliğinin giderilmesi gerekir. Böyle bir program ise tüm lojistik sorunlar çözüldükten sonra dahi bir miktar zamana ihtiyaç duyacaktır. Ancak solun umudu bu biçimiyle sınıf siyasetindedir.

SORU 4: Kılıçdaroğlu’nun programı bir sosyalist ya da sosyal demokrat tarafından desteklenebilir mi? Nasıl?

Kılıçdaroğlu’nun vadettiği siyasal İslamcılığın tasfiyesi ya da sol bir iktidar değil. O halde bu program ilelebet benimsenecek bir şeyse hiçbir CHP’linin bu programa sıcak bakmaması gerekir. Ancak Kılıçdaroğlu’nun programının içindeki imkanlar küçümsenebilir de değil. Çünkü önemli vaadi Erdoğan iktidarını değiştirmek. Bu ise siyasal İslamcılığın olmasa dahi onun politik merkezinin tasfiyesi anlamına gelir. Başta AKP’nin elinde tuttuğu güç, sol bir programın uygulanabilir olmasının önündeki en büyük engel. Solun kendi hatalarının da etkisiyle her türlü imkan ve kadro anlamında lojistik kaynakları bir iktidar yürüyüşü için yeterli değil. AKP’nin yönettiği organizasyonun bir biçimiyle dağılması ise alternatif sol programın uygulanmasının lojistik imkanlarını artıracaktır. Kılıçdaroğlu’nun programı kabul ettiği önerme nedeniyle en baştan hatalı kurgulanmıştı. Bu soruya belki 4-5 yıl önce tartışılsa farklı cevaplar verilebilirdi. Ancak 2020’nin Temmuz ayı itibariyle 1 yıl içinde bir seçim olacağı da düşünülürse sol için çıkar yol bu programın vadettiği biricik şeyin başarmasını sağlamak.

Sonuç

Mevcut alternatifsizliğin sorumlularından birinin yine Kılıçdaroğlu olduğunu görmek gerekir. Kendisi, muhalefet yaklaşımına temel olarak aldığı yanlış önermesiyle ülkeyi siyasal İslamcılığa mahkum etmiştir.  Bu nedenle 1 yıl içinde yapılacak seçimin sonucu ne olursa olsun Erdoğan gitse de kalsa da, Kılıçdaroğlu Modeli sürdürülebilirliğini kaybedecek, geçerliliğini koruyamayacaktır.  Ancak tek sorumlunun bireysel olarak Sayın Kılıçdaroğlu olmadığı da ortadadır.  Acaba ülke, tarihinde görülmemiş bir uçuruma sürüklenirken, Sol bir alternatif program, hiç değilse eli yüzü düzgün bir taktik, strateji tartışması yapılmış mıdır? Kendi içine kapanan, iktidar mücadelesinin aslında bir güçler mücadelesi olduğunu unutan, sadece zamandan ve mekandan bağımsız biçimde “doğrunun” ne olduğunu düşünen, iktidar hayalini tümüyle kaybeden ülke solu günahsız mıdır? Kılıçdaroğlu Muhalefeti Soldan eleştirilirken belki bunun da konuşulması gerekir…

Ozan Gündoğdu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir