Türkiye’nin demokratikleşme gündemi, son yıllarda giderek kişisel pazarlıkların gölgesinde tartışılan, kurumsal çerçevesinden uzaklaştırılan bir alana dönüştü. Bu ortamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin izlemesi gereken strateji açıktır: Halk ve Devletin sorunları gayri resmi aktörlerle değil, demokratik kurumlarla ve meşru siyaset zeminlerinde çözülür. Son dönemde “terörsüz Türkiye” teması altında İmralı’ya yönelik herhangi bir ziyaret ya da siyasi temas, yalnızca CHP’nin tarihsel kimliğini zedelemekle kalmaz; Türkiye’nin demokratikleşme sürecini de ciddi olarak zarara uğratır.
Demokratik Toplumda Çözümün Adresi Kişiler Değil, Kurumlardır
Türkiye’nin kronikleşmiş sorunları ve Kürt meselesi, kişilerin otoritesine indirgenemez. Bütün demokratik sistemlerde olduğu gibi ülkemizde de toplumsal taleplerin muhatabı bellidir: TBMM ve siyasi partiler. Bu nedenle, DEM ya da bugün farklı isimlerle devam etmiş siyasal gelenek, (kendileri izledikleri bütün politika süreçlerinde görüldüğü üzere bunu yerine getiremiyor olsalar da) anayasal temsiliyet üzerinden meşru muhataptır. Buna karşılık, Türkiye’de uzun yıllar şiddet üretmiş; CIA’dan MI6’ya, MOSSAD’dan KGB’ye kadar birçok uluslararası karanlık odakla ilişki ağı bilinen bir örgüt liderinin siyasal çözüm adresi olarak görülmesi, hem siyaset bilimi açısından hem de Türkiye’nin demokratik rejimi açısından kabul edilebilir değildir. Devletin en önemli sorunları, halkın oyuyla belirlenmemiş bir kişinin onayına bağlanamaz.
İmralı Modeli: Demokratikleşme Değil, Kişiselleştirilmiş Çıkmazdır.
Son 40 yılda binlerce gencin ölümüne neden olan çatışmalı sürecin mimarı olan bir oyuncunun ülkede iç barışın tesisi ve sürekliliği konusunda çözüm üretme kapasitesi olduğu iddiası ve beklentisi, aslında Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin tıkanmasının en temel nedenlerinden birini yeniden üretmektedir.
Yakın tarihimizde yaşanılan ağır bir şiddet bilançosunun müsebbibi ve yaratıcısı olan bir figür üzerinden siyasal meşruiyet aramak: demokratik siyaseti kişiselleştirir; kurumsal çözüm mekanizmalarını zayıflatır; siyasi partilerin temsil kabiliyetini gölgeler; toplumsal barışı, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklara bırakır. Dolayısıyla böylesine bir meşruiyet arayışı toplumsal siyasetin ulaşmayı deneyebileceği bir alan değildir. Bu nedenle CHP’nin İmralı’ya yönelmesi, çözüm üretmekten çok, çözümü kişisel bir otoriteye devreden, demokratik meşruiyeti dışlayan bir yol olarak karşımıza çıkar.
CHP’nin Tarihsel Rolü Kişilerle Pazarlık Değil, Kurumsal Çözümler Üretmektir
CHP, Türkiye’nin kuruluşunda ve kurumsallaşmasında kurucu rol üstlenmiş ciddi bir siyasal kurumdur. Kürt meselesi de dahil olmak üzere iç politika sorunlarına ilişkin çok sayıda rapor hazırlamış; geçmişte yayımladığı (SHP/1989) “Doğu ve Güneydoğu Raporu” ile demokratikleşme, ekonomik gelişim, eşit yurttaşlık, ana dil hakları ve yerel yönetim reformları konusunda kapsamlı bir çerçeve sunmuştur. Bu birikim varken, CHP’nin çözümü İmralı’da araması; yani siyasal mekanizmaları, parlamento sürecini ve demokratik temsili devre dışı bırakıp kişisel bir otoriteyi muhatap alması, partinin en başta kendi geleneğiyle çelişir. En fazladan yapılması gereken iş daha önce yapılan çalışmalara sahip çıkmak ve bu metinleri çağdaş yaklaşımlar doğrultusunda ve gerektiği noktalarda güncellemektedir.
CHP’nin konuya ilişkin çözüm arayışları için adres Meclis’tir. Adres HDP’dir. Adres demokratik kurumlardır. Ama çözüm arayışları süreçlerinde bu adres hiçbir zaman bir örgüt lideri değildir, olmamalıdır.
.
İktidarın Siyaseti Daraltma Çabasına CHP Ortak Olmamalıdır.
Son yıllarda iktidar tarafından üretilen “CHP–PKK işbirliği” yönlü algı operasyonları, CHP’nin yeterince kararlı ve net bir siyasal iletişim stratejisi geliştirememesi nedeniyle AKP ve toplumda istismar edilebilmiştir. İmralı’ya gidilecek bir ziyaret, yalnızca bu algıyı güçlendirmekle kalmaz; iktidarın eline yeni bir siyasal manipülasyon malzemesi de verir. İktidar yıllardır gizli/saklı bütün süreçlerde yol alırken; CHP yi “Kürt Sorunu” konusunda şeytanlaştırabilmiştir. Devletin ideolojik aygıtları ve mass media (kitle iletişim araçları) sayesinde bunu kolayca gerçekleştirebilmiş / gerçekleştirebilmektedir. Çünkü, iktidar neye ihtiyaç duyuyorsa hiçbir değer tanımadan onu gündeme getirebilmektedir. Kısacası: CHP’nin İmralı’ya yönelmesi, muhalefetin zeminini daralacaktır.
Kürt Meselesinin Demokratik Çözümü İçin Üç İlkesel Adres
Türkiye’nin çözüm süreci arayışları, kişilerle değil; kurumsal mekanizmalarla yürütülmelidir. Bunun üç temel nedeni vardır:
Meşruiyet: Halkın oylarıyla seçilmiş milletvekilleri varken, hesap vermez bir aktörün devreye sokulması demokratik meşruiyetle bağdaşmaz.
Hukuk: Demokrasi, kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklara değil; açık, izlenebilir, anayasaya uygun süreçlere dayanır.
Şeffaflık: Toplumsal barışı sağlayacak mekanizmalar, demokratik gözetim altında işlemelidir.Bu nedenle Kürt meselesinin çözüm adresi:(TBMM özel) + Demokratik Kurumlar + Sivil Toplum’dur.
SONUÇ
CHP Kişilerin İradesine Değil, Cumhuriyet’e ve Demokratik Kurallarına Yaslanmalıdır. CHP’nin İmralı’ya gitmesi hem partinin tarihsel konumuna hem Türkiye’nin demokratikleşme idealine zarar verir. Bu ziyaret, ne toplumsal barışı ilerletir ne de demokratik siyaseti güçlendirir. Aksine: siyaseti kişiselleştirir, Meclis’i devre dışı bırakır, CHP’nin tarihsel rolünü aşındırır, İktidarın, sonraki aşamalarda, manipülasyon alanını genişletir.

* Uğur TUNÇAY
(İnş. Müh. / Siyaset Bilimci)