Suriye Irak ve Lübnan Tezkereleri (*)

TSK unsurlarının sınır ötesinde Suriye ve Irak’ta kullanılmasına dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresinde iki yıl süre ile asker gönderme yetkisi istenirken Lübnan’daki BM görev gücü TSK unsurlarının görevinin uzatılmasına dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresinde ise bir yıl süreyle asker gönderme yetkisi talep edildi.

İki tezkere arasında yetki talebinin farklı sürelerde olması başlangıçtan itibaren tartışmaları beraberinde getirdi.

Beklendiği gibi TSK unsurlarının UNIFIL’deki görev süresinin bir yıl daha uzatılması sorunsuz bir şekilde TBMM’de onaylandı. Lübnan tezkeresinde her halükârda TBMM’den partiler üstü bir destek alacağından emin olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye-Irak tezkeresinde iki yıllık süreyle yetki istemesi tartışmaları beraberinde getirdi. TSK unsurlarının Suriye ve Irak’ta kullanılmasına dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresine CHP’nin eleştirileri saklı kalmak kaydıyla yine de “Evet” oyu kullanması beklenirken, “Hayır” oyu vermesi sürpriz bir gelişme olarak gündem oldu.

Lübnan Tezkeresi:

İktidarın Lübnan’daki TSK unsurlarının görev süresinin bir yıl uzatılması talebi, gelecek yıl da onay sürecinde TBMM’de siyaseten risk beklemediğini gösteriyor. Aslında haksız da değil; TSK unsurlarının UNIFIL’deki görevi BMGK kararına dayanıyor. TSK unsurları uluslararası hukuk çerçevesinde meşruiyeti tartışmasız bir görev tanımı ile Lübnan’da 2006’dan beri bulunuyorlar. Bölgesel barış ve istikrara katkıları somut olgu; TSK unsurlarının hem Lübnan’ın İsrail’e karşı güveliğine hem de Lübnan Hizbullah’ının kontrol edilmesine 2006’dan beri katkıları yadsınamaz. Ayrıca Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve “Mavi Vatan” çerçevesindeki milli menfaatleri açısından da gerekçelendirmek mümkün.

Özelikle Lübnan ve GKRY arasında 17 Ocak 2007 tarihinde imzalanan GKRY-Lübnan MEB anlaşması Lübnan Meclisi tarafından bugüne kadar onaylanmadı. Bu nedenle GKRY-Lübnan MEB anlaşması hala tartışmalıdır. GKRY de Lübnan’da görev yapan TSK unsurlarının varlığı ve baskısının bunda etkili olduğunu iddia etmektedir ki; haksız da değiller.

Suriye-Irak Tezkeresi: Lübnan’da bir yıl Suriye ve Irak’ta iki yıl Neden?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın UNIFIL görevinin aksine TSK’nın Suriye ve Irak’ta kullanılması ile ilgili hukuki, askeri ve politik gerekçeleri yeterince ikna edici bulmadığı düşünülebilir. Cumhur İttifakına ya da AKP TBMM grubuna yeterince güvenmediği; erken olsun zamanında olsun seçim sürecinde siyaseten ortaya çıkabilecek sorunları hesaba kattığı ve sürprizlere de tahammülü olmadığı anlaşılıyor.

Suriye-Irak tezkeresinde sıralanan milli menfaatler, beka ve terörle mücadele gibi gerekçeler her yıl yenilenebilir yetki için istenirken, bu yıl iki yıllık yetki talebinin yaklaşan seçimlere endeksli risk ve beklentiler nedeniyle olabileceği ağırlık kazanıyor. Sayın Erdoğan’ın gelecek sonbahar ya da zamanında yapılacak seçimlerde mevcut AKP milletvekillerinin yeniden aday gösterilmeyebilecekleri dürtüsü ile farklı ikbal arayışlarına girmesi ve TBMM’den onay alamama riskini ciddi ciddi dikkate aldığı anlaşılıyor. “EVET” oyu veren partiler dahil muhalefet bu konuda eleştirilerini ortaya koydular. Gerçekten de Lübnan tezkeresinde olduğu gibi Suriye-Irak tezkeresinde de TSK’nın Suriye ve Irak’ta kullanılması ile ilgili hukuki, askeri ve politik gerekçelerde tereddüt taşınmıyorsa bir yıl süre ile yetki istenebilirdi.

Suriye ve Irak için tek tezkere neden?

TSK unsurlarının Suriye ve Irak’ta sınır ötesinde kullanılmasına dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi dikkatlice okunduğunda Irak ve Suriye’deki Risk ve tehditlerin aynı karakter ve önemde olduğunun varsayıldığı anlaşılıyor. Muhalefetten gelen eleştiriler bu konuda da ağırlık kazandı. Suriye ve Irak için ayrı ayrı tezkereler hazırlanması gerektiği vurgulandı.

Suriye-Irak tezkeresinin gerekçeleri ve askeri-politik hedeflerinin aynı bağlamda değerlendirilmesi başlı başına bir sorun. Suriye-Irak tezkeresindeki askeri-politik kabul, risk ve tehdit değerlendirmelerine nesnel bir gözle bakıldığında; Suriye ve Irak’ta sahadaki gerçek durumu yansıtmadığı görülüyor.

Irak’ta istikrar gün geçtikçe artıyor. Özellikle Irak Kürdistan Bölge Yönetimimin (IKBY) 2017’deki bağımsızlık referandumunda başarısız olmasından sonra Merkezi Hükümetin siyasi otorite ve iradesi Irak Anayasası çerçevesinde ülke çapında işliyor. Diğer taraftan TSK’nın Irak’ta kullanılması ve harekatın siyasi, uluslararası hukuk ve askeri zorunlulukları Türkiye ile Irak arasındaki karşılıklı tanımlanmış angajman kuralları çerçevesinde de gerekçelendirilebilir. Her ne kadar zaman zaman Irak kuzeyindeki TSK unsurlarına karşı söylemler dile getirilse de en azından fiili durum IKBY ve Irak Merkezi Yönetimince kabullenilmiş görünüyor. Türkiye ile Irak arasındaki bu askeri politik ilişkiler çerçevesinde Irak tezkeresi ayrı gelseydi TBMM’de UNIFIL tezkeresi gibi aynı şekilde destek bulabilirdi.

Suriye’de durum neden farklı?

Bugün Suriye’de iç savaş var. Rejim ne toprak bütünlüğünü fiilen sağlayabilmiş ne de ülke çapında siyasi otorite ve iradesini tesis edebilmiş görünüyor. Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Ekim 2021’de Cuma namazı çıkışındaki basın açıklamasında[1]; Türkiye’nin Suriye’deki askeri politik hedefler bağlamında dilinin altındaki baklayı çıkardı. Suriye’de TSK unsurlarının kullanılması ile ilgili olarak kafaların daha da karışmasına neden oldu.

Hedef olarak gösterdiği terörle mücadele, Suriye’deki PKK/YPG unsurlarıyla ve ABD güçlerinin varlığına karşı mücadele BM 51nci madde “kendini savunma- Self Defence” hakkı çerçevesinde gerekçelendirilebilir. Ankara mutabakatı da dikkate alındığında meşruiyet sorunu yoktur. Bu bağlamda TSK’nın Suriye’de kullanılması anasının ak sütü kadar helaldir.

Ancak Sayın Erdoğan’ın aynı açıklamasında dile getirdiği “Rejim güçleri ile mücadele” hedefinin uluslararası alanda gerekçelendirilmesi oldukça güç görünüyor. Çünkü özelikle BM sözleşmesinin 2nci Maddesi, üye devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına karşı kuvvet kullanma tehdidini ya da kuvvete başvurmasını kabul etmez. Ancak doğrudan rejim güçlerini hedef alan bu söylemlerin açıklanmasına ihtiyaç olduğu hiçbir parti tarafından dile getirilmedi. Bu söylem Rusya ve Suriye tarafından Mehmetçik’e karşı saldırılarda gerekçe olarak kullanılması riskini taşıyor.

Sonuç

Bu durumda tezkeredeki maksat ve gerekçeler ne olursa olsun Türkiye’nin siyasi hedefleri esas olarak; bölgeden göçü önlemek, sınırlarımız içinde ve bitişiğinde istikrar ve güvenliği sağlamak, sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve sonunda barış ve huzuru getirmek olmalıdır. Bu hedefler meşru hedeflerdir. TSK da bu hedefler için her koşulda göreve hazır olmalı ve kullanılmalıdır.

Ancak bugün Türkiye’nin siyasi hedeflerinden gerçekleşen var mı?

Türkiye maalesef Suriye’de siyasi hedeflerini gerçekleştiremedi, TSK taktik başarılarla yetinmek zorunda kaldı. Bugünlerde dananın kuyruğu İdlib’de kopacak gibi görünüyor. Üstelik dört milyon Suriyeli içimizde, bir o kadarının da eli kulağında sınıra dayanmış. Suriye’de üç yüze yaklaşan şehidimizin acısı yetmezmiş gibi hâlâ şehit haberleri ile diken üstündeyiz; 40-50 milyar doları bulan maddi kayıplarla ekonominin durumu ortada “elde var sıfır” …

Üstelik Türkiye’nin Suriye’de “Esat gitsin” takıntısına kilitlenmiş politikaları Rusya ve ABD duvarına çarpmış görünüyor. Rusya ve ABD kendi stratejik hedeflerinde kalıcı kazanımlar elde etti. Suriye’de rejim de güç toplamaya başladı. PKK/YPG palazlanırken ABD’yi Ortadoğu’da bağımsız Kürt devleti kurma hedefine bir o kadar yaklaştırdı. Türkiye hem ateş sarmalının parçası oldu hem de Rusya “sıcak denizlere inme” hedefini altın tepside buldu.

Üstüne üstlük TSK’nın Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Bahar Kalkanı ve Barış Pınarı harekât bölgelerindeki varlığı, BM üyesi bir devlet olarak Suriye tarafından işgal olarak tanımlanmaktadır. Maalesef zaman zaman “stratejik ortak” mertebesine çıkarılan BMGK daimî üyesi Rusya’dan gelen resmî açıklamalar da aynı yönde. Artık Türkiye istenmeyen misafir ve sırtına yüklenen radikal terör örgütler de işin cabası…

Bu genel görünüm içinde Irak ve Suriye konusunda koşullar farklıdır. Suriye ve Irak’ta TSK’nın kullanılacağı harekât bölgeleri farklı risk ve tehditler ile askeri politik koşullara, farklı hukuki meşruiyete dayanmaktadır. Irak ve Suriye’ye yönelik tezkerelerin farklı hukuki gerekçeleri dikkate alınmalıdır. Ayrı ayrı TBMM’ne sunulması sert tartışmalara da son verebilir. TSK unsurlarının Suriye ve Irak’ta kullanılmasında seçimlere endeksli karar süreçlerinden kaçınılmalı, başlı başına ciddi milli güvenlik ve beka sorunu olarak değerlendirilmelidir.

Ali Er, Tuğgeneral(E)

Kaynakça

[1] https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-suriyede-mucadelemiz-bundan-sonraki-surecte-cok-daha-farkli-bir-sekilde-devam-edecektir/2393198

(*)       Bu yazı; 1 Kasım 2020’de Siyasal Paradigmalar, Yayın Platformundan yayınlanmıştır, bknz.

                https://siyasalparadigmalar.org/suriye-irak-ve lubnan-tezkereleri/.          

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir