Bu Politika Notu, çocukları koruyan, eşitsizlikleri gidermeye yönelik kamucu eğitimi merkeze alan toplumcu politika yaklaşımları temelinde düzenlenmiştir. Çalışan çocukların çalıştıkları ortamlarda karşı karşıya bulundukları koşullar toplumda en az bahis konusu olan ancak her alanda yaygın olarak yaşanılan bir sömürü düzenine işaret etmekte ve toplumsal yaşamın sessizce kanayan en utanç verici yaralarından birini oluşturmaktadır. Sosyal Demokrat Toplumcu Siyaset iddiası olan siyaset kurumu bu önemli toplumsal olguya duyarsız kalamaz. “Meslek eğitimi” adı altında üzeri örtülerek gözlerden saklanarak çocukların geleceğinin karartıldığı bu düzen en hızlı şekilde sonlandırılmalıdır. Bu “Politika Notu,” konuya ilişkin olarak oluşturulması gereken Toplumcu Siyasete bir katkı getirmeyi amaçlamaktadır.
Sorun:
Türkiye’de çocuk işçiliği, sınıfsal eşitsizliğin en görünür ve en acımasız biçimlerinden biri olarak “meslek öğrenimi adı altında” kurumsallaştırılmış ve meşrulaştırılmış bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM), Türkiye’de mesleki ve teknik eğitimin bir parçası olan, örgün ve zorunlu eğitim kapsamındaki kurumlardır.
Eski adıyla Çıraklık Eğitim Merkezi olan yapı, 9 Aralık 2016 tarihinde alınan kararla, neoliberal politikaların sonucu olarak, örgün eğitime dahil edilmiş; 14 yaşını doldurmuş çocukların iş gücüne katılımları devlet eliyle meşrulaştırılmıştır. Bu kararla birlikte; Türkiye’de çocuk işçiliği MEB aracılığı ile büyüyen ve sürekli artan yapısal bir toplumsal sorun hâline getirilmiştir.
MESEM uygulamaları başta olmak üzere mesleki ve teknik eğitim adı altında yüz binlerce çocuk, düşük ücretlerle (asgari ücretin üçte biri olan 6.631,40TL), uzun saatler boyunca ağır işlerde çalıştırılmaktadır. 2025 yılı içinde 764.145 çocuğun bu programlara kayıtlı olması; bildirilen 1348 iş kazası ve kayıtlara geçtiği haliyle 2024 yılında 12 iş cinayeti ile sistemin fiilen ucuz işgücü tedarik mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir. TBMM lokantasında ortaya çıkan cinsel istismar iddiaları ise, bu yapının ekonomik sömürünün ötesine geçerek çocuk koruma sisteminin de çökmesine yol açtığını ortaya koymuştur.
Sosyal Politika Müdahalesi Gerekiyor:
MESEM sistemi haftada 5 gün işyeri/1 gün okul modeli üzerinden çocukları fiilen işçileştirmekte ve eğitim sürecini piyasanın ihtiyaçlarına göre biçimlendirmektedir. Bu yapı: çocukların gelişimsel haklarını aşındırmakta, eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırmakta, sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı çocukların sınıfsal konumlarını sabitlemekte, çocuk emeğini düzenleyen bir mekanizma yaratmakta, denetimsiz işyerlerinde istismar ve iş kazası riskini artırmaktadır.
Dolayısıyla, konu yalnızca eğitim politikası değil, aynı zamanda sosyal politika, çocuk koruma politikası, emek politikası ve toplumsal eşitsizlikleri giderme politikası alanlarını kesen çok boyutlu bir sorundur. Bu nedenle sosyal politikalarla bir an önce müdahale edilmesi gerekiyor. Toplumcu Siyasetin alternatif/sürdürülebilir politikalar üretmesi gereken önemli bir alanla karşı karşıyayız.
A-) MESEM MODELİNİN YAPISAL ANALİZİ
Eğitim-Çalışma Çelişkisi: MESEM’in haftada 4 gün işyeri zorunluluğu, pedagojik gerekliliklerden ziyade üretim sürecinin ihtiyaçlarına göre biçimlenmiştir. Bu model öğrenme ile üretimi birbirine karıştırmakta, eğitsel sorumlulukları işyerlerine devretmekte, okul ortamını ikincil konuma itmektedir.
MESEM öğrencileri “çırak” statüsünde görünse de pratikte düşük ücretle çalıştırılan ucuz işgücüne dönüştürülmüş, iş hukuku korumalarının dışında işyerlerinin verimlilik baskısına maruz kalan çocuklarımızdan oluşmaktadır. Bu durum, ILO standartları açısından çocuk emeğinin meşrulaştırılması/kurumsallaşması anlamına gelmektedir.
Sınıfsal Yeniden Üretim: Sisteme kayıtlı öğrencilerin önemli bölümü yoksul hanelerden gelmektedir. Mesleki eğitim: Sosyal hareketlilik aracı (dikey toplumsal hareket) olmaktan çıkıp, sınıfsal konumun kuşaklar arası yatay aktarımını güçlendirmektedir. Bourdieu’nün kavramlarıyla açıklamak gerekirse MESEM, “habitus-toplumsal olarak edinilmiş eğilimler” ve “kültürel sermaye” eksikliklerinin piyasa aracılığıyla yeniden üretilmesini kolaylaştıran bir mekanizma hâline gelmiştir.
Mevcut mesleki eğitim modeli, yoksul çocukları erken yaşta işçileştiren ve sınıfsal konumlarını yeniden üreten (Marx’ın deyimiyle, işçi sınıfının yeniden üretimi sistematik biçimde güvence altına alan) bir işleyişe sahiptir. Haftada dört-beş gün işyerinde geçirilen eğitim, pedagojik bir program olmaktan çok, sanayinin ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu düşük maliyetli, denetimsiz emek/iş gücünün karşılanmasına hizmet etmektedir. Çocukların gelişimsel, fiziksel, psikolojik ve sosyal gereksinimleri karşılanmamakta; eğitim hakkı, fiilen çalışma zorunluluğuna dönüştürülmektedir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Sorunları: Bildirilen 1.348 iş kazası, gerçek sayıların çok altında olabilir; çünkü stajyer çocuklarla ilgili kayıt mekanizmaları yetersizdir. Uzun çalışma saatleri, usta-çırak hiyerarşisi, yetersiz denetim, fiziksel güç gerektiren işler, mesleki koruyucu ekipman eksiklikleri vb. gibi riskler nedeniyle çocukların iş sağlığı/güvenliği tehlikededir.
Çocuk Koruma Sisteminin Çöküşü: TBMM lokantasında yaşanan istismar vakası, üç temel sorunu göstermektedir: Denetimsiz çalışma ortamları, çocukların şikayet mekanizmasını kullanamaması, devlet kurumlarında dahi koruyucu çerçevenin işlememesi. Bu nedenle de çocuk güvenlik sistemi tümüyle bir çöküş içerisine girmekte, çocuklar korumasız kalmaktadır.
Oysa ki uluslararası normlar ve Türkiye’nin tarafı olduğu yükümlülükler nedeniyle ülkemizin yerine getirmesi gereken önemli sorumlulukları vardır. MESEM bu haliyle ILO 138 (Asgari Çalışma Yaşı Sözleşmesi), ILO 182 (Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimleri Sözleşmesi), BM Çocuk Hakları Sözleşmesi-Madde 3, 19, 32, Avrupa Sosyal Şartı-Eğitim ve Çocuk Koruma Hükümleriyle çelişmektedir: Türkiye bu çerçevede hem korunma hem de eğitim hakkını güvence altına almakla yükümlüdür.
B-) MESEM MODELİNİN SOSYO-EKONOMİK ETKİLERİ
Amacı: Türkiye’deki ara eleman açığını kapatmak ve nitelikli işgücüne katkı sağlamak için işletmelerdeki çalışanların yaptıkları iş konusunda belge sahibi olması ve Avrupa normlarına uyum sağlamalarını desteklemek olarak açıklanan MESEM Projesi; “toplumsal olarak edinilmiş eğilimler ve işçi sınıfının yeniden üretimini sistematik biçimde güvence altına alan” sosyo-ekonomik sonuçlar doğurmaktadır. Kısa vadede çocuk emeği piyasaya ucuz işgücü sağlamakta, işletmeler maliyet avantajı elde etmekte ve eğitimin niteliği düşmektedir. Orta ve uzun vadede ise nitelikli işgücü üretimi düşmekte, sosyal hareketlilik azalmakta, gelir eşitsizliği büyümekte, yoksulluk kuşaklar arası aktarılırken toplumsal bütünleşme zayıflamaktadır.
MESEM modeli, mesleki eğitim ile çocuk işçiliği arasındaki sınırı kaldırdığı için yapısal bir çelişki üretmektedir: Çocuk haklarını ve pedagojik gereklilikleri koruduğunu iddia eden sistem, fiiliyatta 14–17 yaş arası çocukları uzun saatler boyunca düşük ücretle çalıştıran, eğitim yerine üretimi önceleyen ve sınıfsal eşitsizlikleri yeniden üreten bir çalışma rejimine dönüşmüştür. Çocukların tehlikeli işlerde çalıştırılması, eğitim saatlerinin yetersizliği, usta öğreticilerin pedagojik niteliğinin düşüklüğü/olmaması çevrim içi fark derslerinin formaliteye dönüşmesi ve denetim mekanizmalarının fiilen işlememesi, MESEM’i mesleki eğitimden çok kurumsallaşmış bir çocuk emeği piyasası hâline getirmektedir.
Bu model, yalnızca çocukların bugününü/yarınını değil, Türkiye’nin toplumsal geleceğini de tehdit etmektedir. Oyun çağı, kendini gerçekleştirme, kültürel gelişim ve akademik ilerleme hakkı ellerinden alınan çocuklar; ileride kuracakları toplumsal yapıda eksik, kırılgan ve eşitsizliklere mahkûm bırakılmış bireyler hâline gelmektedir. Çocukların erken yaşta çalıştırılması, toplumsal sağlık, iş güvenliği, eğitim kalitesi ve nitelikli işgücü üretimi açısından ağır sonuçlar doğurmaktadır.
C-) SOSYAL DEMOKRAT PERSPEKTİF VE POLİTİKA ÖNERİLERİ
Sosyal demokrasi, her çocuğun eşit fırsatlarla yetişmesini, ücretsiz ve kamusal eğitimin korunmasını ve çocuk emeğinin mutlak biçimde önlenmesini esas alır. Çocuğun korunması, yalnızca ailelerin değil devletin asli sorumluluğudur. Çocukların ekonomik faaliyetlere değil; eğitime, kültüre, sanata, bilime ve özgür birey olarak gelişmeye yönlendirilmesi; hayatı yaşayabilecek/taşıyabilecek bir yetkinliğe/kapasiteye ulaştırılması sosyal demokrat politikanın temelidir. Bu nedenle mevcut model, revizyonla düzeltilemeyecek kadar derin bir yapısal çelişki barındırmaktadır. Çocukları koruyan, tam zamanlı okul merkezli, pedagojik bütünlüğü olan ve sosyal devlet ilkesine dayalı yeni bir alternatif mesleki eğitim sistemi geliştirilmesi artık zorunluluktur. Sosyal demokrasi açısından çocuk emeğini düzenleyen ve sınıfsal eşitsizliği kurumsallaştıran bir modelin kabul edilebilirliği yoktur.
Sosyal Demokrat Politika Çerçevesi/Yaklaşımı Şu Temel İlkelere Dayanır:
-Çocuğun “üstün yararı” en temel ilkedir.
-Kamucu, ücretsiz, eşitsizliklerin giderildiği okul temelli eğitim esas alınır.
-Çocuğun üretici işçiliği yasaklanır; mesleki eğitimi düzenlenir.
-Çocuk ilgi alanına ve yeteneği göre yönlendirilir.
-Sosyal devlet aileyi ekonomik zorunluluklardan korur.
-Mesleki eğitim pedagojik bir süreçtir.
-Mesleki eğitim programları uluslararası standartlara (İL0) göre yapılandırılır.
-Çocukların bilişsel gelişimi öncelenir.
Devletin bu alanda ilk görevi çocuğu korumak, sömürüyü durdurmaktır: Anayasa’nın 41. maddesi, devlete çocukları her türlü istismar ve şiddetten koruma yükümlülüğü getirmektedir. Bu hüküm, çocuk emeğini veya çocukların gelişimlerini zedeleyen uygulamaları meşrulaştıracak hiçbir idari düzenlemeye üstünlük tanımaz. Devletin anayasal görevi, çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal bütünlüklerini tehdit eden koşulları ortadan kaldırmak; eğitim hakkını güvence altına almak ve çocuk istismarı ile çocuk sömürüsüne karşı etkili, önleyici ve yaptırımı güçlü mekanizmalar kurmaktır. Bu çerçevede, çocuk işçiliğine yol açan veya çocukların eğitim süreçleriyle bağdaşmayan her türlü uygulamanın yeniden değerlendirilmesi ve çocuk haklarını esas alan alternatif politikaların geliştirilmesi zorunludur.
Eğitimde Kamuculuk Güçlendirilmelidir: MESEM ve benzeri uygulamalar tamamen yeniden düzenlenmeli, çocukların haftanın büyük bölümünü işyerinde geçirmesi yasaklanmalıdır. Mesleki eğitim, okul temelli, pedagojik standartlara dayalı, çocuğun üstün yararını gözeten bir modele dönüştürülmelidir. Her çocuk için eşit ve ücretsiz nitelikli eğitim anayasal güvence altına alınmalıdır.
Bu bağlamda çocuk işçiliği adı altında varolan düzen kesin olarak önlenmelidir. Bu doğrultuda geliştirilecek yasal düzenlemeler yoluyla çocukların işyerlerinde çalıştırılması sıkı denetim altına alınmalı; ihlallere ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Çalışma saatleri, fiziksel koşullar ve staj süreçleri uluslararası normlarla uyumlu hâle getirilmelidir. Çocuk emeği kullanan işletmelere karşı kamu denetimi şeffaflaştırılmalı ve bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
Çocuk Koruma Sistemi Güçlendirilmelidir: TBMM Lokantası Olayı’nda olduğu gibi sürekli hale gelmiş cinsel istismar vakalarının tekrarını önleyecek bağımsız denetim, güvenlik ve raporlama mekanizmaları oluşturulmalıdır. Psikososyal destek, güvenli eğitim ortamları ve rehberlik hizmetleri tüm çocuklara erişilebilir hâle getirilmelidir. Baskı, zorlama, şiddet ve her türden taciz durumunda ilgili güvenlik birimlerine doğrudan ve kolayca erişebilme imkanları tesis edilmelidir.
Sosyal Devlet Müdahalesi Artırılmalıdır: Yoksulluk nedeniyle çocukların işgücüne katılmasını engellemek için aile destek programları güçlendirilmelidir. Çocukların ücretsiz beslenme, ulaşım, kırtasiye ve sosyal faaliyetlere erişimi garanti altına alınmalıdır. Ailelere ekonomik baskı nedeniyle çocuklarını işyerlerine göndermek zorunda kalmayacakları bir sosyal koruma ağı sağlanmalıdır. Özellikle “Aile Yılı” olarak belirlenen 2025 yılı sona ererken “bu politika notu Toplumcu Siyasetin öne çıkaracağı argümanlardan biri” olmalıdır. Yapılması gereken hiçbir şeyin yapılmadığı, aile ve çocukların lehine hiçbir düzenlemenin hayata geçirilemediği, bu politika çerçevesinde somut olarak topluma aktarılmalıdır.
Kurumsal Reformlar: Sadece politikaların ve siyasaların düzenlenmesi yetmez aynı zamanda “kurumsal reformların” da yapılması gerekmektedir. Bu reformlar aşağıdaki kurum, kuruluş ve protokollerle somutlaştırılmalıdır.
-Çocuk Koruma Koordinasyon Kurulu yeniden inşa edilmelidir.
-TBMM de dahil bütün kamu kurumları spesifik “çocuk güvenliği protokolü” uygulamalıdır.
-Mesleki eğitim politikaları Milli Eğitim Bakanlığı ve çocuk odaklı disiplinlerle birlikte yatay olarak planlanmalıdır.
Bitirirken…
Çocukların ucuz işgücü olarak kullanılmasına dayalı eğitim politikaları sürdürülemez. Türkiye’nin geleceği, çocukların sömürüldüğü değil güçlendirildiği bir toplumsal yapıdan geçmektedir. Sosyal demokrasi, çocukları koruyan, eşitsizlikleri azaltan ve kamucu eğitimi yeniden inşa eden bir programı zorunlu kılar. Çocuk emeğinin ortadan kaldırılması, yalnızca insani bir gereklilik değil; ekonomik kalkınmanın, demokratikleşmenin ve toplumsal barışın da ön koşuludur.
Bu nedenle çözüm, MESEM benzeri uygulamaların acilen yeniden düzenlenmesi, çocukların işyerlerinde değil okullarda eğitim görmesi, staj ve mesleki öğrenmenin sıkı denetim altında tutulması, işyerlerinde çocuk çalıştırmanın ağır yaptırımlarla yasaklanması, çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve eğitimin tamamen ücretsiz, kamucu, eşitsizliklerin giderildiği bir modele dönüştürülmesidir. Aksi halde çocuklar, geleceğin yurttaşı değil, bugünün ucuz işgücü olarak kalacak ve Türkiye’nin toplumsal geleceği daha doğmadan karanlığa itilecektir.
* Uğur TUNÇAY, Siyaset Bilimci/ İnş. Müh.