Devrimci Reformizm: Altı Ok’tan Geleceğe Uzanan Kurucu Bir Siyasal Felsefe ve Strateji
Özet:
Bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel kurucu (temel) değerlerini (Altı Ok) bugünün siyasal, toplumsal ve sınıfsal gerçeklikleriyle kopuşsuz fakat yeniden kurucu bir hatta birleştirmeyi amaçlayan devrimci reformizm yaklaşımını tartışmaktadır. Metin; istatistiksel iyileştirmeler yerine geri dönüşsüz, kalıcı ve kamucu reformları merkeze alan; dili, örgütlenmesi ve programıyla bütüncül bir siyasal-felsefi düzenek önerir. Amaç, CHP’yi “yeniden icat etmek” değil; kurucu değerlerini bugüne taşıyarak örgütünü, programını ve iktidar tahayyülünü yeniden inşa etmektir.
Giriş: CHP’nin Tarihsel Misyonu ve Kurucu Süreklilik
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye siyasal tarihinde yalnızca bir iktidar partisi değil; bir kurucu özne olarak var olmuştur. CHP’nin tarihsel misyonu, devleti yönetmekten önce toplumu yeniden kurma iddiasında yatmaktadır. Cumhuriyet’in kuruluşu, klasik anlamda bir devrim ile reform arasında sıkışmış bir süreç değil; tersine, devrimci reformist bir siyasal aklın ürünüdür. Hukuktan eğitime, dil politikalarından iktisadi yapılanmaya kadar atılan adımlar, geri dönüşsüz biçimde toplumsal yapıyı dönüştürmüş; bu dönüşüm kurumsal kalıcılık kazanmıştır.
Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu temel sorun, bu kurucu sürekliliğin (ülkede rejim değiştirilmiş olmasına rağmen) donmuş bir mirasa indirgenmiş olmasıdır. Oysa tarihsel misyon, korunacak bir anı değil; her dönemde yeniden üretilmesi gereken bir siyasal kapasitedir. Devrimci reformizm, tam da bu noktada CHP’nin geçmişiyle geleceği arasında kopuşsuz ama dönüştürücü bir köprü kurar.
Reform mu, Devrim mi? Yanlış İkilemi Aşmak
Türkiye siyasetinde reformizm çoğu zaman “yumuşaklık”, devrimcilik ise “kopuş” olarak okunur. Oysa Cumhuriyet’in kuruluş pratiği, bu ikiliği aşan devrimci reformist bir çizgidir: Hukuk, eğitim, ekonomi, sağlık ve devlet örgütlenmesi alanlarında kurucu ve geri dönüşsüz adımlar; toplumsal meşruiyet ve kamusal rıza ile birlikte hayata geçirilmiştir. Bugün CHP’nin ihtiyacı olan da budur: Koparmadan dönüştüren, dönüştürürken kalıcılaştıran bir siyasal akıl.
1. Günümüzün Problemi: Siyasal Sistem, Toplumsal Eşitsizlik ve Anlam Çöküşü
Türkiye’nin içinden geçtiği sıkıntılı dönem, yalnızca ekonomik ya da yönetsel değildir; bu sorunlar, siyasal sistemin tercihleriyle şekillenmiş yapısal bir rejim krizine dönüşmek üzeredir. Hukukun araçsallaşması, yürütmenin aşırı merkezileşmesi, otoriterleşmesi, kamusal alanın tasfiyesi ve piyasa ilişkilerinin toplumsal yaşamın tüm hücrelerine nüfuz etmesi; Cumhuriyet’in yurttaşların eşitliği ve kamucu akıl ilkelerini aşındırmıştır.
Bu aşınma, yalnızca maddi koşullarda değil; anlam dünyasında da kendini göstermektedir. Toplum, geleceğe dair ortak bir tahayyül üretememekte; siyaset, sorun çözen değil idare eden bir faaliyete indirgenmektedir. Muhalefetin temel açmazı da burada ortaya çıkan: Sorunların sonuçlarına itiraz edilirken, problemleri üreten siyasal tercihlerin bütünlüklü bir alternatifinin yeterince inşa edilememesi durumudur.
2.Devrimci Reformizm: Yanlış İkilemi Aşan Kuramsal Çerçeve
Devrimci reformizm, reform ile devrim arasındaki sahte karşıtlığı reddeder. Reform, burada geçici iyileştirme değil; yeni bir rejim standardı yaratma aracıdır. Devrim ise ani kopuş değil; kurumsallaşmış, geri dönüşsüz dönüşüm anlamına gelir. Bu yaklaşım, Cumhuriyet’in kuruluş pratiğiyle kuramsal süreklilik içindedir.
CHP açısından devrimci reformizm: Radikal eşitlik ve özgürlük hedeflerini hukuki ve kurumsal kalıcılıkla, toplumsal rıza ve örgütlü güçle birleştiren bir siyasal stratejidir. Bu strateji, “küçük adımlar siyaseti” ile “soyut devrimcilik” arasındaki boşluğu doldurur.
3. Altı Ok’un Yeniden Okunması: Tarihsel Değerlerden Güncel Siyasal Akla Uzanan Kopuşsuz Yeniden Kuruluş
Devrimci reformizm, Altı Ok’u tarihsel bir semboller bütünü olarak değil, dinamik bir siyasal-felsefi çerçeve olarak ele alır.
–Cumhuriyetçilik, bugün milli iradenin belirlediği güçlü yasama, bağımsız yargı ve demokratik denge-denetim mekanizmalarıyla kuşatılmış yürütme anlamına gelir.
–Milliyetçilik, etnik ya da kültürel dışlama değil; yurttaşların eşitliği temelinde toplumsal birliktir.
Halkçılık, sınıfsal eşitsizliklere karşı açık bir siyasal konumlanmadır; sol popülizmle birleştiğinde ekonomik ve siyasal imtiyazların kaldırıldığı çoğunlukçu bir adalet talebi üretir.
Devletçilik, piyasanın yerine geçen değil; düzenleyici ve denetleyici rolün önemine uygun toplumsal yararı esas alan planlayıcı kamuculuktur.
Laiklik, yalnızca din–devlet ayrımı değil; kamusal aklın, bilimin, sanatın ve özgür yurttaşlığın güvencesidir.
Devrimcilik, geri dönüşsüz reformlarla toplumsal yapıyı sürekli ileriye taşıma iradesidir.
4. On Temel Sorun, Tek Siyasal Vaat Bütünlüğü
- Eşitlerin hukuku ve yargı bağımsızlığı
- Kamucu ve nitelikli eğitim
- Gelir adaleti ve sendikal özgürlükler
- Kamucu sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri
- Konut hakkı ve planlı kentleşme
- Kamucu vergi reformu
- Tarımda / hayvancılıkta kamucu planlama ve gıda egemenliği
- Ekolojik dönüşüm, iklim krizi ve doğa hakları
- Toplumsal cinsiyet eşitliği
- Demokratik yerel yönetimler
Yukarıda CHP’den çözüm bekleyen Türkiye’nin öncelikli 10 temel sorunu (Günümüz başlıkları) belirtilmiştir. Devrimci reformizm, dağınık vaatler yerine bütünlüklü bir kurucu program önerir. Yukarıda belirtilen alanlarda hedef, sayısal artışlar/göreli iyileştirmeler ya da var olanı daha iyi yönetirim değil; hakların ve kurumların yeniden inşasıdır. Bunlarla ilgili olarak Devrimci Reformizm, CHP’nin “düzeltici muhalefet” değil kurucu iktidar iddiasını esas alır. Bu sorunlardan ilkine devrimci reformizm ilkesiyle yaklaşarak; konuyu biraz daha derinleştirebiliriz.
Eşitlerin Hukuku ve Yargı Bağımsızlığı
Devrimci Reformizm Neyi Düzeltmez, Neyi Kurar?
Devrimci reformizm açısından “eşitlerin hukuku ve yargı bağımsızlığı” meselesi, dar anlamda bir yargı reformu ya da mevzuat güncellemesi değildir. Bu başlık, doğrudan doğruya rejimin karakterine, yani devletin yurttaşıyla kurduğu ilişkinin niteliğine dair kurucu bir sorudur. Çünkü hukuk, yalnızca uyuşmazlıkları çözen bir teknik alan değil; iktidarın nasıl meşrulaştığını ve kime hizmet ettiğini belirleyen temel siyasal zemindir.
Bugün Türkiye’de hukuk, büyük ölçüde iktidarın sürekliliğini güvence altına alan bir araçsal mekanizma haline gelmiştir. Devrimci reformizm bu noktada “iyileştirme” ya da “denge” arayışına girmez; sorunu kökünden ele alır. Temel tespit şudur:
Hukuk iktidarın aracı olduğu sürece ne adalet mümkündür ne de demokrasi.
Bu nedenle devrimci reformizm, hukuku yeniden toplumsal sözleşmenin temeline yerleştirir. Bu yaklaşımın ilk ve vazgeçilmez adımı, yargının yürütmeden ve siyasal baskıdan kurumsal olarak ayrılmasıdır. Burada kastedilen, yalnızca anayasal bir ilkenin tekrar edilmesi değil; fiilen geri döndürülemeyecek bir ayrışmanın sağlanmasıdır. Yargı, siyasal iktidarın “denge unsuru” değil, yurttaşın devlete karşı güvencesi haline getirilir.
İkinci olarak devrimci reformizm, hâkim ve savcıların statüsünü iktidar değişimlerinden bağımsızlaştıran geri dönüşsüz bir güvence rejimi kurmayı hedefler. Bu güvence, kişisel ayrıcalık yaratmak için değil; hukukun keyfiliğe karşı direnç kazanması için zorunludur. Çünkü güvencesiz yargı mensubu, hukuku değil iktidarın beklentisini uygular. Devrimci reformist yaklaşım, bu döngüyü kalıcı biçimde kırmayı amaçlar.
Üçüncü ve en kritik boyut ise, bugüne kadar fiilen inşa edilmiş olan “dokunulmazlar hukuku”nun tasfiyesidir. Siyasal iktidara yakın olanlar için işletilmeyen, muhalifler için sertleşen bir hukuk düzeni, eşitlik ilkesini ortadan kaldırır. Devrimci reformizm, bu yapıyı teknik düzenlemelerle yamamayı reddeder; yerine yurttaşların eşit hukukunu kurar. Bu hukuk anlayışında makam, servet, siyasal yakınlık ya da kimlik, hukuki sonuçları belirleyen unsurlar olmaktan çıkarılır.
Burada altı çizilmesi gereken temel nokta şudur:Bu yaklaşım bir “reform paketi” değil, rejimsel bir dönüşüm önerisidir. Devrimci reformizm, hukuku mevcut siyasal sistemin içinde biraz daha adil hale getirmeyi değil; Cumhuriyet ve demokrasiyi yeniden kuran bir hukuk düzeni yaratmayı hedefler. Bu nedenle atılan her adım, geçici değil; geri dönüşsüz, kurucu ve kalıcı olmak zorundadır.
Sonuç olarak, devrimci reformizm açısından yargı bağımsızlığı; teknik bir idari hedef değil, toplumun geleceğini belirleyen siyasal bir tercihtir. CHP’nin bu alandaki iddiası, “düzeltici muhalefet” sınırlarını aşarak, hukuku iktidarın değil yurttaşın güvencesi haline getiren kurucu bir iktidar perspektifini açıkça ortaya koymalıdır.
Özetlersek;
-Yargı, yürütmeden ve siyasal baskıdan kurumsal olarak tamamen ayrılır.
-Hakimler ve savcılar için geri dönüşsüz güvence rejimi kurulur.
-Dokunulmazlar hukuku yerine yurttaşların eşit hukuku inşa edilir.
Görüldüğü gibi reformlar burada teknik değil, rejimsel dönüşümü sağlamaktadır. Devrimci reformizm: Geçici düzenleme değil, istikrarlı iyileştirme değil, geri dönüşsüz kurucu dönüşüm önerir. Bu yaklaşım, CHP’nin yalnızca “iktidara talip” değil, yeni bir Cumhuriyet düzeni kurmaya aday bir siyasal özne olmasını mümkün kılar. Bu yaklaşım, siyasal vaadi kısa vadeli teknik çözümler ve memnuniyetlerden çıkarıp uzun erimli toplumsal sözleşmeye dönüştürür. Devrimci reformizmin ayırt edici özelliği, geri dönüşsüzlük ilkesidir. Toplumcu Siyaset’ in hedef alanlarında yapılan düzenlemeler, iktidar değişse dahi hak olarak kalmalıdır. Bu nedenle reformlar; anayasal güvenceler, kurumsal özerklik ve kamucu denetimle tahkim edilmelidir.
Devrimci reformizm, dağınık vaatler yerine bütünlüklü bir kurucu program önerir. Yukarıda belirtilen alanlarda hedef, örneğimizde görüldüğü gibi sayısal artışlar/göreli iyileştirmeler ya da var olanı daha iyi yönetirim değil; hakların ve kurumların yeniden inşasıdır. Bu konularla ilgili olarak belirlenmiş temel sorunlara dönük diğer çözüm önermeleri daha sonra yayınlanacaktır.
5. Devletçilik: Kamucu Siyasete Dayalı Yeni Bir Ekonomi-Toplum İlişkisi
Devletçilik, neoliberal anlatının iddia ettiği gibi verimsizlik değil; toplumsal dayanıklılığın kurucu unsurudur. Enerji, su, güvenlik, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel alanlarda kamucu planlama olmaksızın ne eşitsizlikleri giderebilmek ne de özgürlük mümkündür. Devrimci reformizm, devleti hak dağıtan bir aygıt değil; hakları kurumsallaştıran ve taşıyan bir yapı olarak yeniden tanımlar.
6. Halkçılık, Sol Popülizm ve Pozitif Kutuplaşma
“Toplumcu Siyaset”, çatışmadan kaçmaz; ancak bu çatışmayı evrensel değerler (eşitlik, özgürlük, barış, dayanışma, demokrasi ve adalet) üzerinden kurar. Sol popülizm, halkı homojen bir kitle olarak değil; ortak adalet talebi etrafında birleşen çoğul bir özne olarak ele alır. Bu, “biz ve onlar” ayrımını düşmanlaştırma değil; kamusal haklar lehine siyasal netleşme aracı olup; çoğunluk koalisyonu kurmanın aracını oluşturur.
7. Örgütlenme, Sınıf Siyaseti ve Vergi Adaleti
-Devrimci reformizm, örgütsüz bir siyaset olamaz. CHP örgütü; programı taşıyan, sahada hak mücadelesi veren, kalıcı örgütlenme üretmelidir
-CHP’nin programı; işçi, memur, emekçi, çiftçi, emekli, gençlik ve kadınların doğrudan temsili ile güçlenmelidir Sendikalar ve sivil toplumla organik bağ ilk elden kurulmalıdır.
-Vergi politikası, sol siyaset açısından yalnızca teknik bir mali araç değil; sınıfsal adaletin en somut göstergesi olup; kamucu vergi rejimi olmaksızın sürdürülemez.
8. Atatürk’le Kuramsal Süreklilik: Bilim, Akıl ve Kamusal Cesaret
Atatürk’ün kurucu siyaseti, bilime dayalı rasyonalite, kamusal planlama, cesaret ve toplumsal meşruiyet üzerine kuruludur. Devrimci reformizm, bu aklı bugünün koşullarında yeniden üretir. Atatürk’le Kuramsal Süreklilik: Ne nostalji ne kopuş, kurucu süreklilik.
Sonuç: Geleceğin Kuruluşu Olarak Devrimci Reformizm
Bu stratejik metin, CHP’yi “yeniden kurmayı” değil CHP’yi, kendi değerleriyle yeniden inşa etmeyi amaçlamaktadır. Devrimci reformizm hem hayatın her alanında düzene alternatif sunan hem de parti içi ilişkileri demokratikleştiren kurucu bir stratejidir. CHP’nin önündeki tarihsel görev, yalnızca bir iktidar değişimi değil; Cumhuriyet’in demokratik ve kamucu karakterini yeniden kurmaktır. Devrimci reformizm, bu görevin siyasal-felsefi adıdır. Bu yaklaşım, CHP’yi geçmişine hapseden değil; geçmişinden güç alarak geleceği kuran bir siyasal özneye dönüştürür.
Tez nettir: Devrimci reformizm, Cumhuriyet’in yarım kalan kurucu hamlesini bugünün dünyasında tamamlamaktır. CHP’nin stratejik gücü, tam da bu süreklilikte yatar. Kalıcı dönüşüm, ancak kurucu değerlerle güncel gerçekliğin devrimci reformist bir senteziyle mümkündür.
Kalıcı haklar, kamucu kurumlar ve örgütlü toplum için “Ülkemizin ve Hepimizin Güçlü, Stratejik Süreci İyi Planlanmış Devrimci Reformist Bir CHP’ye” ihtiyacı var.
* Uğur TUNÇAY, İnş. Müh. / Siyaset Bilimci