Ne zaman katılacağız?

Türkiye’nin gündemi hızlı bir şekilde değişiyor. Zülfü Livaneli’nin CHP’nin geçmiş genel başkanı ile ilgili olumsuz açıklamaları da yeni bir gündem yarattı.

AKP İktidarının çöktüğü bir dönemde ülke sorunları ve çözümlerinin konuşulması gerekirken neden siyasal arenadan çekilmiş olanlar, aktif aktörler gibi öne sürülüyor? Livaneli,“Deniz Baykal; Alevileri ve Kürtleri sevmezdi, sistem tarafından koruma altına alındı, Baykal’ın gidip Kılıçdaroğlu’nun gelmesini hazmedemiyorlar çünkü Kılıçdaroğlu bir mücadele içinde” diyerek bu olaylar daha dün olmuş gibi bir hava yaratıp Baykal karşıtlığı üzerinden Kılıçdaroğlu’nu öne çıkartıyor. Bir taraftan da HDP ve İYİ Parti ile dayanışmayı işaret ediyor.

Livaneli’nin sözleri tartışılırken, Bülent Kuşoğlu da Çankaya İlçe Başkanlığında “Bizim Cumhurbaşkanı adayımız vardır. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu bizim adayımızdır” açıklaması yapıyor. Grup Başkan Vekili Engin Altay’ın Bülent Kuşoğlu’nun açıklaması sorulunca; “Her CHP’li, genel başkanını Cumhurbaşkanı olarak görmek ister. Bu, doğal ve doğru olandır. Ancak Genel Başkanımızın söylediği gibi bu konuya Millet İttifakı karar verecektir. Sayın Kuşoğlu’nun, parti yöneticisi sıfatıyla genel başkanımızı Cumhurbaşkanı olarak görmek istemesi ve ilan etmesi gayet doğaldır. Ama kararı verecek olan Millet İttifakı’dır” demiştir.

Üç açıklamanın da derinliğine inildiğinde; cumhurbaşkanlığı adaylığının belirlenmesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun kilit bir aktör olarak görüldüğü ve “dayanışma” ile güçlendirmesi gereken millet ittifakının karar verici olarak işaret edildiği anlaşılmaktadır.  Ayrıca TBMM si üyeleri de bu seçimde seçilecektir. İttifak işaret ediliyor, kimin nasıl seçileceği ve kimlerin karar vereceği konuşulmuyor.

Bu tablonun bize gösterdiği, adaylık belirleme sürecinde, dar alanda ve kapı arkalarında oluşturulacak politikaların devam ettiğidir. Bu süreçte, parti üyeleri ve seçmenlerin varlıkları konuşulmuyor, taraftar gibi davranmaları isteniyor.

Açıklamalar sonrası parti üyesi olarak tüzüğe bakma ihtiyacı hissettim. Tüzüğün Cumhurbaşkanı Adayının Saptanması ile ilgili maddesinde (Madde-54);“Cumhurbaşkanı adayı seçmen yoklaması, önseçim, aday yoklaması, merkez yoklaması yöntemlerinden biriyle belirlenir. Hangi yöntemin uygulanacağına Parti Meclisi karar verir” yazıyor. Parti üyeliği olan herkesin tüzüğe uyma zorunluluğu vardır. Yöneticilerin de parti üyesi olduklarını unutmaması gerekir.

Daha önceki aday belirleme süreçlerinde de tüzüğe uyulmadı; hiçbir parti içi mekanizma işletilmedi.  Örneğin, Ekmelettin İhsanoğlu’nun adaylığı kurullarda kararlar alınmadan önce kamuoyuna duyurulmuştu. Faturası ağır ödendi.  Seçmenlerin içinde olmadıkları mücadele alanlarının başarılı hikâyeler yazması zordur.

Bugün de genel başkanın adaylığını öne geçirmeye çalışanlar var. Ayrıca büyükşehir belediye başkanlarının da ismi geçiyor. Anketler yapılıyor. Birilerinin öne geçtiği kamuoyunda paylaşılıyor.  Kimse ben adayım demiyor ama isimler dolaştırılıyor.

Ülkenin yurttaşı olarak seçme seçilme hakkı dahil olmak üzere ülkenin geleceğiyle ilgili söz hakkım var mı?  Evet, herkese soruyorum söz hakkınız var mı?  Seçilmişlere de soruyorum; güç sahiplerini övme dışında yorumunuz, itirazınız, farklı düşünceleriniz var mı?  Varsa bunu toplumla niçin paylaşmıyorsunuz?

İktidarları övmek her dönemde prim yapmış görünse de, bu durum felaketlere sebep olmuştur. Güç sahipleriyle birlikte olmak kolaydır. Zengin sofralarında sermayeye kendisini beğendirmeye çalışıp kendi küçük iktidarında kalmak isteyenler açığa çıkartılmalıdır. Geçmişinde solcu olduğuyla övünüp hayal kurmayı unutanlar açığa çıkartılmalıdır. Herkesin bildiği şeyleri açıktan seslendirmeye ihtiyaç vardır vekatılımcılık, halkın katılımıyla olur.

Halkın olmadığı alanlarda alınan kararlar otoriterliğin devamını sağlar. CHP’nin kimden yana olduğu programında yazıyor. Okunduğu zaman gidilecek yol rahat bulunur. Tüzük ve programa uyulmasını önemsemeyenler yasa ve anayasa tartışması yapamazlar.

Kimin cumhurbaşkanı, kimin milletvekili olacağı önemlidir. Daha önemlisi çürüyen sistemimin ortadan kaldırılmasıdır.  Özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin öne geçtiği, halkın temsil edildiği demokratik ve laik sistemin önünü açmaktır.

Zülfü Livaneli partinin seçilmişler kadrosunda atanarak görevler yapmıştır. Bülent Kuşoğlu ve Engin Altay aynı yöntemlerle atanmış ve görevdedir. Halkın temsilcisi olarak bulundukları noktalardan sürecin önünü kapatan söylemlerden uzak durmalıdırlar.

Demokrasinin temeli katılımcılıktan başlar. CHP üyesi ve ülkenin yurttaşı olarak ülkemiz için kritik olan bu süreçlere katılmak istiyorum. Nasıl katılacağımı henüz bulamadım. Bulan varsa bana da söylesin. Eminim milyonlarca insan katılım hakkını kullanmak istiyordur. Aydın olmanın yolu suni gündemler yaratmak yerine, vatandaşın nasıl söz sahibi olacağı üzerine kapılar açmaktan geçiyor.

Aykurt Nuhoğlu, İnşaat Müh.

1 Comment

  1. Ülkede değil,partisinde iktidar olmayı siyasetteki hedefine oturtmuş anlayışlarla, CHP içinde ülke menfaatleri adına mücadele edilmesi,ülke iktidarına yürünmesi her zaman ikincil bir mesele olarak kalacaktır..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir