İnsanca yaşlılık hakkı

2019 sonlarında Çin’de ortaya çıkarak, hızla bütün dünyaya yayılan, yol açtığı yıkım günden güne ağırlaşan, ne zaman ve nasıl sona ereceği tam olarak kestirilemeyen Covid 19 salgını, kapitalizmin “kâr odaklı” yapılanmasının ve hareketinin yol açtığı birçok gayri insani çarpıklığı açığa çıkardı.

Bunlardan birisi de devletlerin yaşlı nüfus için yaptığı emeklilik ve sağlık harcamalarının, bazı çevreler tarafından toplum için fuzuli bir yük olarak görülmesidir. Sayın Nilgün Cerrahoğlu’nun, bu konuda Avrupa’daki görüşleri yansıtan; Cumhuriyet gazetesindeki, “Yaşlılara Yapılan Barbarlık” başlıklı, 16 Nisan 2020 tarihli yazısından, aşağıdaki satırları okuyoruz:

Bir İtalyan büyükelçi arkadaşım, birkaç yıl önce, bir AB toplantısında Çek meslektaşının ‘Sigarayı bırakma kampanyalarını desteklemekle hata ettik!’ dediğini anlatmıştı…Çek diplomat lafı orada da bırakmamış, toplantıya katılan herkesin buz kesmesine yol açan tespitlerle söze şöyle devam etmiş: ‘İnsanların yaşam süreleri böylelikle çok uzadı. Emeklilik, sağlık masrafları derken devletlerin sırtına taşınması zor bir yük bindi!’…”

“…Yoğun bakımda sıkışıklık yaşanması durumunda, doktorların 80 yaş üstü yaşlıları bu ünitelere sokmayacağı, 60-70 yaş grubundaki talihsizlerin de birden fazla hastalığı olması durumda keza yoğun bakımdan içeri alınmayacağı İsveç sağlık kurumlarının bir iç yazışması ile ifşa oldu. Skandal yazışma, İsveç’in tanınmış yayın organlarından Aftonbladet’te yer aldı.”

“…Hollanda Başbakanı Mark Rutte’ye yakınlığı ile tanınan ünlü televizyon gazetecisi Jort Kelder’in ‘Sigara içen obez 80’likleri kurtarmak için ekonomiyi batırmaya değer mi? Nasıl olsa iki yıl içinde ölecekler!’ sözleri gündeme bomba gibi düştü. Gazeteci ardından çıkıp özür dilemek zorunda kaldı ama çok da marjinal olmadığı anlaşılan bir düşünceye tercüman olmuş oldu…”

Yukarıdaki ifadeleri hayretten hayrete düşerek,şaşkınlıklar içinde okurken, Cerrahoğlu’nun yazısında okuduğumuz şu satırlar yüreğimize biraz su serpti:

“Mart sonunda örneğin Le Monde gazetesinde entelektüeller ve bilim adamları tarafından bu ‘sinsi barbarlığa’ karşı bir bildiri yayımlandı. ‘Her insanın yaşam hakkının etik bir ilke olduğuna’ dikkat çeken bildiri, yaşlıların yaşamının toplumun diğer kesimlerinden daha az değerli olduğuna dair saptamaları ‘sinsi barbarlık’ olarak etiketliyor, bunun yaşlıları kurban seçmekten farksız olduğunu belirtiyor ve kabul edilmez buluyor.”

Le Monde’da yayınlanan bildiriden, Avrupa’da yaşlılara yönelik insani duyarlılığın oldukça yaygın olduğu anlaşılmakla birlikte, Nilgün Cerrahoğlu’nun aktardığı ifadeler, yaşlılara, sigorta işletmelerinin kârlı olabilmesinde önemli bir yol gösterici araç olan “aktüerya hesabının” bir unsuru olarak bakılmasının da bir o kadar yaygın olduğunu göstermektedir.

Yaşlıların aktüerya hesabının bir unsuru olarak görülmesinin temelinde, kapitalizmin “kâr odaklı” yapılanması vardır. Kapitalizmde kârlılık en yüksek değerdir ve diğer bütün değerler, kârlılığı arttırdıkları oranda değerli, azalttıkları oranda değersizdirler. Bu çerçevede, kapitalizmde, aktif çalışma yaşamı sona ermiş, bu nedenle sömürü konusu olabilecek her hangi bir değer üretmedikleri için, yaşlılara devlet tarafından ödenen emekli maaşları ve onlar için yapılan sağlık harcamaları, topluma yükten başka bir şey değildir. Üstelik yaşam süreleri uzadıkça, devletin sosyal güvenlik kurumlarına olan yükleri de artmaktadır. Bu yaklaşımlara dayanıp, bu düşünceden kaynaklanabilecek uygulamaların neler olabileceği uç noktalarda tahayyül edildiğinde, insanın aklına ister istemez binlerce Yahudi’nin hunharca katledildiği Nazi Almanyası gelmektedir.Yaşlıların topluma bir yük olarak görülmesi anlayışın sonucu olarak, süregiden korona salgını sırasında, kimi Avrupa ülkelerinde, yaşlı bakım evlerindeki Covid 19 hastası yaşlıların, hastane tedavisine alınmayıp, ölüme terk edilmesi, söz konusu tahayyülümüzün tamamen boş olmadığını göstermektedir.

Yaşlıları, toplumsal maliyeti arttıran, bu nedenle fuzuli bir yük olarak görebilmek için, insani duyarlılıkların epeyce yitirilmiş olması gerekir. Bununla birlikte, dünyada yaşlıların yaşama hakkına karşı duyarlı çok geniş bir kitle mevcuttur. Söz konusu duyarlılık Birleşmiş Milletler nezdinde karşılık bulmuş olmalı ki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 26 Temmuz – 6 Ağustos 1982 tarihleri arasında “Dünya Yaşlılar Asamblesi” için Viyana’da toplanmış ve “Yaşlanma 1982-Yaşlılık İlkeleri”ni saptamıştır. Aynı duyarlılık sürmüş olmalı ki, 20 yıl sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bu kez Nisan 2002’de de “2. Dünya Yaşlılar Asamblesi”  için Madrid’de toplanmış ve “Yaşlanma 2002-Uluslararası Eylem Planı” saptanmıştır.[1]  Asamblelerde, Yaşlılık İlkeleri, bağımsızlık, toplumakatılım, bakım, kendini gerçekleştirme ve itibar olarak saptanmıştır. Saptanmış olan bu yaşlılık ilkelerinin ve eylem planının odağında, yaşlıların topluma fuzuli bir yük olarak görülmesi değil, insani duyarlılık vardır.  Bu ilkeler ve eylem planı, yaşlıların, yaşlılıklarını insanca yaşayabilmelerini sağlayacak uygulamaların temellerini oluşturmaktadır.

Birleşmiş Milletler nezdinde yıllar önce karşılık bulmuş olmakla birlikte, Nilgün Cerrahoğlu’nun yazısında da dile getirildiği üzere; yaşlıları topluma yük olarak gören yaygın bir anlayış da vardır. Bu anlayışın da temelinde kapitalizmin kârlılık değeri yer almaktadır. Dünyanın hali hazırdaki toplum biçimi olan kapitalizm, yaşlılara yönelik bu gayri insani anlayışın yayılmasına uygun bir ortam oluşturmaktadır.  Bu uygun ortamda yayılması halinde yol açabileceği vahim insanlık sorunları ve toplumsal acılar göz önüne alınarak, yaşlıların topluma bir yük olarak görülmesi anlayışına karşı çok uyanık olunmalı ve şiddetle karşı durulmalıdır. Bu çerçevede, söz konusu gayri insani, bu nedenle sakat anlayışa karşı durmak için dayanılacak kavram insan hakları ve temel insan hakkı olan yaşama hakkıdır. 1982 ve 2002’de toplanmış Birleşmiş Milletler Yaşlılar Asamblesi’ne vücut veren temel kavram yaşama hakkı olmakla ve yaşlılar özelinde bu hak,  Yaşlılık İlkeleri ile birlikte hayat bulmuş olmakla birlikte, yaşlıları topluma yük olarak gören anlayışın da varlığını sürdürmesi nedeniyle, konu hakkındaki insani duyarlılığını derinliklerine inilip, canlı tutulup, yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu amaca hizmet etmek üzere, konuya felsefi yaklaşıp, yaşama hakkı kavramının dayandığı ve kaynaklandığı temeller üzerine düşünmek, böylece yaşama hakkının derinliklerini ana çizgileriyle ortaya koymak istiyoruz.

Yaşama hakkı denilince yaygın olarak “can güvenliği” anlaşılır. Ancak, yaşama hakkı,can güvenliğinden çok daha kapsamlı olup, bütün insan haklarının türediği temel insan hakkıdır. Ana çizgileriyle ifade etmek gerekirse, yaşama hakkının dayanağı, insanın canlı-olma doğasından gelen yaşamak, hatta sonsuz yaşamak yönelimidir.  Sonsuz yaşama yönelimi, insanın canlı-olma  doğasından nasıl kaynaklanır?

Canlıların yapıtaşı genlerdir.  Genler yaşam-kalım maddesi (protein) bulduğu sürece, kendilerini sonsuza dek kopyalayabilir. Yapıtaşları olan genlerin, kendilerini sonsuza dek kopyalayabilme yeteneği, canlılardaki sonsuz yaşama yöneliminin temelidir. Genler sonsuza yönelik kopyalama hareketini, yaşam birimleri halinde yapagelmişlerdir. “Yaşam birimi, ,canlı yaşamı taşıyıp kalıtan her bir organizmadır.  Bakteriden solucana, filden tavşana, ayrık otundan sedir ağacına, her bir tekil canlı, yaşam birimidir.  İnsan da bir yaşam birimidir.  Her bir insan yaşam birimi olduğu için, her bir insanın doğası yaşamaya, hatta sonsuz yaşamaya yöneliktir.

Birer yaşam birimi olarak yaşamaya yönelik olduğu için, her bir tekil insan, doğasından gelen “yaşama hakkı”na sahiptir.  Her bir tekil insanın doğası yaşamaya yönelik olduğu için, yaşamak şu veya bu kesimden, şu veya bu yaştan ya da şu veya bu sınıftan insanların değil, istisnasız bütün insanların doğal hakkıdır. Bundan dolayı, hiçbir insanın, diğer insanların yaşamına müdahale ederek, onların yaşam sürelerini kısaltmaya ya da yaşamlarını sona erdirmeye, hatta yaşamlarının süresi üzerine söz sarf edip fikir beyan etmeye hakkı yoktur. Öyleyse herkesin yaşama -doğal- hakkına sahip olduğunu düşünmek ve bu düşünceyle davranmak insani yaklaşım; yaşamanın bazı insanlara özgü bir hak olduğunu düşünüp, bu düşünceyle davranmak da gayri insani yaklaşımdır.

Bu çerçeveden değerlendirdiğimizde, yaşlıların topluma fuzuli bir yük olduğunu düşünmek ve yaşlılara bu düşünce doğrultusunda davranmak insani değildir. Tersine, insanların yaşlılıklarını sonsuz yaşama -doğal- yönelimleriyle yaşamaları gerektiğini düşünmek ve onlara bu düşünce doğrultusunda davranmak insanidir.  İnsanların yaşlılıklarını, yaşamlarına sözlü veya fiili herhangi bir müdahale olmaksızın, sonsuz yaşama -doğal- yönelimleriyle yaşayabilmelerini, yaşama hakkı kapsamında, “yaşlılık hakkı”dır.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Dünya Yaşlılar Asamblesi’nin 1982’deki Viyana toplantısında, yaşlılık hakkının hayata geçmesi için gerekli temel ilkeler belirlenmiş,  2002’deki Madrid toplantısında da temel ilkelerin hayata geçmesinin yol haritası belirlenmiştir. 

Öte yandan, yaşlıların topluma fuzuli bir yük olarak düşünülmesi, sadece yaşama hakkına değil, insanlığın büyük uygarlık yürüyüşüne de aykırıdır. Eski çağlarda insan ömrü çok kısaydı. Tedavi edilemeyen hastalıklar, sağlığa aykırı yaşam koşulları, kötü beslenme ve salgın hastalıklar nedeniyle insanlar, bugün için çok genç denen yaşlarda ölür giderlerdi. Bu nedenle ortalama ömür çok kısaydı. Yukarıda belirtildiği gibi, canlı olan doğaları nedeniyle, insanlar hiç ölmemeye, sonsuz yaşama yöneliktir. Bu nedenle insan “insan” oluşundan beri hep daha uzun yaşamaya yönelik olmuş; bu amaçla bedeninin içinden ve dışından gelen ve yaşamını kısaltan etkenlere karşı, tarih boyunca hep mücadele etmiştir. Bu mücadelede insanın başlıca yardımcısı bilim olmuştur. Bilimde ilerledikçe insan,ömrünü kısaltan etkenleri daha yakından tanımıştır. Ömrünü kısaltan etkenleri yakından tanıdıkça da onlara karşı daha etkin mücadele ederek, yaşam süresini uzatmıştır. Şimdi ortalama yaşam süreleri, eski çağlarla kıyaslanmayacak kadar uzamıştır. Uygarlık yolunda ileri aşamalarda bulunmanın bir göstergesi de uzun yaşam süreleridir. Ne kadar uzun yaşam süresi, uygarlıkta o kadar başarı. Yaşlılar, bizim uygarlık yolundaki başarımızın canlı temsilcileridir. Bu nedenle onlarla gurur duymak gerekir; tıpkı toplumumuzdan yetişmiş üstün başarılı bir bilim insanından, sanatçıdan, sporcudan gurur duyulması gibi. Dileğim, sağlık hizmetlerinden tüm insanların adil yararlanıp, uygarlığın sağladığı olanaklarla herkesin yaşam sürelerinin uzamasıdır.

İlaveten, yaşlılık mutlak bir durum değil, yaşamın evrelerinden birisidir. Bu nedenle, yaşlılara toplumun yükü gözüyle bakılması, sadece bugünün yaşlıları için güvensiz bir ortam oluşturmakla kalmaz,aynı zamanda yaşamının bu evresinde bulunmayan diğer herkesi desöz konusu güvensizliğin içine çeker.Böyle bir ortamda, toplumsal yaşamın önemli bağ dokularından olan saygı ve sevgi zayıflayarak, toplumun huzurunubozabilir.Bu nedenle,  yaşlıların topluma fuzuli bir yük olarak düşünülüp, bu düşünce doğrultusunda davranılması, toplumsal yaşamın dokumasında önemli rolü olan sevgi ve saygıyı zayıflatarak toplumsal huzuru bozabileceği için de zararlıdır. 

Sonuç olarak, yukarıda ortaya konduğu üzere;  yaşlıları topluma fuzuli bir yük olarak gören gayri insani düşünceler, sözden eyleme geçebilir ve vahim insanlık sorunları yaratabilir. Bu nedenle, söz konusu sakat düşüncelere tepki göstermenin ötesine geçilerek, Birleşmiş Milletler tarafından yaşama hakkının bir türevi, bir insan hakkı kavramı olarak tanımlanmış “yaşlılık hakkı” çok geniş kitlelere yaygınlaştırılmalı; yine Birleşmiş Milletler tarafından belirlenmiş ilkeler ve eylem planı çerçevesinde, yaşlılık hakkının korunması ve kullanılması için devletler tarafından gerekli hukuki düzenlemeler yapılmalı, bu çerçevede gerekli uygulamalar yürürlüğe konulmalı, böylece insanlar yaşlılıklarını “insanca” yaşayabilmelidir.

 Mehmet Uysal; Felsefeci, Yazar


[1] Kaynak: New York – BİA Haber Merkezi 18 Mart 2006,https://m.bianet.org/biamag/insan-haklari/76143-yaslilarin-haklari-var

2 Comments

  1. Toplumda sağlıklı birlikteliğin devamının olmazsa olmazı, topluma hizmet etmiş ve gerekli olan çabaları gösterek yaşlanmış olanlara ,toplumun tüm üyelerinin saygı ve sevgilerini bitviye sıcak tutmalarının zorunluluğunu yazı açık ve net biçimde anlatmıştır. Teşekkürlerimi sunuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir