İki Tarz-ı Siyaset; Nisan Tezleri

Toplumcu Düşünce’nin yayın hayatına başlamasından bu yana bir seneden fazla zaman geçmiş. Elimizde değerli yazıların biriktiği bir yayın deposu var.

Bir yayın hayatı diye ifade ettiğimiz, aslında sosyal medya ve medya üzerindeki betimleyici ve yorumlayıcı bir dizi çalışmayı da göz ardı etmeksizin yapılacak bir siyasal çalışma idi. Ülkemizde gündem hızla akıp giden ve sürekli kendinden başka şeylere evrilen bir patolojik ve umutsuz akış halinde. Siyasal konjonktür, dağınık bir halde, tezvirattan tevatüre, tepkilerden coşkulara, anlık geçici ve bireysel parlamalarla ilerliyor. Böyle olunca, tartışılan konuların siyasal öz taşımasına rağmen hedefler bulanıklaşıyor, talepler kitlelere mal olmuyor, programlar oluşamıyor.

Dışarıda bırakılan kesimlerin haklarını savunan, umutsuzluk içindeki insanlara daha iyi bir dünya adına çalışma ve imkân bulunamıyor, toplumsal dönüşüm vaadi ortaya konamıyor.

Bu bizim yola çıktığımızda da eksilik olarak fark ettiğimiz bir temel doğrudur.

1. TEZ

Ülkede ve dünyada ciddi ve birikmiş sorunlar var. Bunlar İnsanı, Toplumu ve halkı çıkmazlara sokan, kaynakları eriten, dünyanın gidişini, ülkelerin yönetimlerini bu bir avuç servet, güç-iktidar sahibinin lehine, diğer geniş kesimlerin ise aleyhine işleten bir modeli artık örtemiyor, gizlenemiyor. Üstelik doğanın ve çevrenin, dünyada, ülkemizde bu dar çıkar gruplarınca müşterek talan edildiği bir sisteme olan inancın artık hiç kalmadığı etkin ve hâkim çevrelerde bile gizlenemiyor, artık.

Bu dünya, herkesin her şeyi borçlanarak satın aldığı, teknolojiye erişimin kolaylaştığı sanısı ile ekonomik yaşantımızda dönüşüm ve eşitlik arayışının önünü perdeliyor. Bunun bir benzeri, esasında bu ilkini korumak ve sürdürmek adına, demokratik kurumların temsil ve hak arama niteliği hala varmış gibi, siyasal örgütlerin bir etkisi, bir niyeti dönüştürecek bir gücü varmış gibi sürdürerek demokrasi ve siyaset oyununu oynamakta görünüyor.  Ekonomik faaliyetin dönüşümünün imkansızlığı, yaşamı dönüştürme imkansızlığı, siyasette de yapacak bir şey kalmadığı ön yargısını besliyor, ya atbaşı gidiyor ya da birbirlerinden besleniyor.

Batı kapitalizminin gelişim evreleri, liberal demokrasilerin doğuşu eşitlik, adalet ve özgürlük serüveninde kendisini ifade eden uzun yıllara tanık oldu.  Bu süreçte, yaşamın akışına damgasını vuran baskıların, eşitsizliklerin, hukuksuzlukların, ötekileştirmelerin, ekonomik hayattaki sınıf ayrımcılığına, güç ve iktidar ilişkilerinde hiyerarşik baskılanmalara, sosyolojik, kültürel ve ulusal farklıların ötekileştirici ve dışlayıcı zorbalığına rağmen, hiçbir zaman istenen seviyede olmasa da demokratik toplum, gelişim ve refah paylaşımı ile telafi edildiği dönemler yaşandı.

En azından seksenli yıllara kadar, bir örgütlenme hak arayışı ve toplumsal talepler hattı üzerinde, demokrasi ve siyasetin servetin dengelenmesinde, kamu yararına vergilendirmesinde, toplum yararına kamunun giriştiği altyapı kullanımında, eğitimde, fırsat eşitliğinde, kültürel ve insani gelişime erişimde geçici dönemlerde eşitlikler zaman zaman ve nispi oranda sağlanabildi.

Sendika ve grev hakkı ile işçilerin ve emekçilerin, çalışma saatlerinden ücretlere, insani haklardan doğum izni, konut hakkı gibi temel sorunlarda siyasetin etkili ve dönüştürücü olabildiği dönemler yaşandı. İnsan hak ve hukukunda, kadın haklarında, ırksal ayrımcılığına karşı, toplumun ve bireyin özgür edimlerine cevaz veren hukuk ve adalet anlayışı, kapitalist sistemin adaleti ve eşitliği dışlayıcı her ediminifrenleyici, toplum adına katılımı sağlayan, hatta toplumu ileri götürme adına kalkınmayı ve refah devletlerini oluşturan temel demokratik parametreler olarak kurumsallaştı.

Batı demokrasilerinde, özellikle sol partiler sosyalist bir gelenekten neş’et etikleri için tek başlarına ya da koalisyonlarla iktidara geldiklerinde genel irade ve eşitlik adına politikalar geliştirebiliyor, kararlar alabiliyor, uygulamalar yapabiliyorlardı.

Ekonomide sadece, büyüme değil de kalkınma ve refah ağırlıklı politikaların bugün siyasetten çekilmesinin, sol partilerin dahi siyasette toplumsal çıkarları yerine neoliberal-teknik-finansal küçük dokunuşların ötesine geçememesi bugünlerde dünyada ve ülkemizde yok olan demokratik toplum modelinin çöküşünden kaynaklanmıyor.

Gerçeklikte tersi geçerli.

Demokrasiler terk etmiyor siyasetçileri, siyasetçiler terk ediyor demokrasileri.

Siyaset, toplum adına bir eşitlik, adalet ve hak-hukuk arama mücadelesi, olmaktan çıktığından beri demokrasi kayıplarda.

Devasa hale gelmiş, küresel dev finansın hizmetine sunulan devlet aygıtları kamusal hizmetlerin küresel ve yerel şirketlerin hizmetine tamamen girdiği, Batıda kurallı, bizde kuralsız olarak bir şekilde sistemin tamamen özelleştirilmesi ile ne siyasal iktidarın ne de kamunun ne olursa olsun değişmeyeceği bir düzen kurulmuş olduğundan, artık demokrasinin de siyasetin de anlamı kalmamış oluyor.

Demokrasilerde çare tükeniyor, Demokrasilerin halka bir kurtuluş olarak, topluma bir güven sağlayamadığı dönemlere giriliyor.

Bu yüzden, dünya ve ülkemiz, bunu sürdürebilmek adına popülist gerici retorikten, faşist ve katılaşmış kapalı devletlere, otokrat politikacılardan sağ siyasete evrildi. Bu eşitsizliğin, bu adaletsizliğin “eski güzel demokratik kurallar” ile sürdürülmesi mümkün değil çünkü.

Bu yüzden, Siyasal faaliyet bugün; teorisinden örgütlenmesine bir hak arama arayışından yoksun yol yürüyemez. Ya da sadece teknik düzenlemeler içinde kalarak, erk arzusunu toplum ve insan adına kullanmazsa yeniden bir umut veremez.

Ekonomik krizden, kötü ve adaletsiz yönetimden, Sermaye’nin hükümranlığından İnsan, Toplum, paysız bırakılanlar lehine bir siyasal düşünce ve eylem pratiği geliştirmezse, salgın ve sonrasında tamamen yok olma tehdidi içindeki yaşama ait bir düzenleme öngörmezse bu yapıyı çözemez, dönüştüremez.

2.TEZ

Öte yandan, karşılıklı olarak, teorilerin ve söylemlerin, siyasal faaliyet ve siyasal örgütlenme ile beslenmesi, örgütlenmenin de bu temel çarpıcı hakikatlerden türetilmiş bir değişim, dönüşüm fikri üzerine beslenmesi gerekmekte. Farklı kesimler ancak daha iyi bir ülke ve dünya tahayyülü ile yanyana gelebilecek ve siyasete anlam kazandırabilecekler.

Siyasal konjonktür, değişen çözümleri ve onların arkasında duran siyasal tercihlerin genel teorik arka planı gelişmeden sadece gündem olarak kaybolup gitmekte. Geçici tepkilerin bireysel parlamalara getirdiği akış karşımızda duran devasa devlet aygıtının ve çevresindeki servet eksenini kıpırdatma ve dönüştürme adına kalıcı ve sürekli olamıyor.

Öte yandan Siyasi talepleri silikleştirerek, sadece seçimden seçime hangi oyların nasıl ve ne zaman kazanılacağına dair bir pazarlama faaliyetine dönüşmesi riskine karşı da uyanık olmalıyız.

Demokratik bir toplumu yeniden ancak siyaset üzerinde kalarak, yani toplum kesimleri nezdinde taraf tutarak hak, adalet ve eşitlik-özgürlük gibi temel değerlerin hayatın içinde nasıl, neden yapılması gerektiğini bıkmadan anlatarak inşa etmek durumundayız.

İlk anlatılacak olan, bugün var olan sistemin neden değişmesi gerektiğini kendimizin nasıl bir sistem önerdiğimizi ortaya koymaktır. Net, açık ve kendi değerleri ve kuralları ile. Sadece kanunlar üzerinde yapılacak değişikliklerin bir müsekkin etkisi yarattığını biliyoruz, keza sadece anketler üzerinden bir taktik çalışmanın siyasal faaliyetin sınırlı bir kısmı olduğunu bilincimizden çıkarmamamız gerekiyor.

Bugün var olan sistemin değişmesi bir kurucu meclis iradesi, insana dayalı, yoksullaşmış halkın sorunlarına siyasal erk ile doğrudan müdahale edebilecek bir ontolojik haklılığa dayanmak zorundadır.

Öte yandan yerel siyasetin öncü rolünü çağırmak, böylesi zor dönemlerde ayrı bir zenginlik getirecektir. Metropol şehirlerdeki sosyal demokrat belediyeler pandemi döneminde sosyal adaleti ve yoksullukla mücadeleyi, yeni katılımcılık ile eşitliği ana politik eksenleri haline getirerek öncü olabilirler, olmalılar.

Bugün tam da yeni Anayasa tartışmaları başlarken bu otoriter hamleyi hakiki bir karşıtlığın içine doğru çekerek, bu demokrasi dışı hamleyi ileri bir toplum modeliyle bertaraf etmek imkanı doğabilir.

Zorluklar kaçarak değil üzerine giderek aşılır.

Kurucu meclis modeli, geniş katılımcı siyaset, daha demokratik seçim sistemi, siyasal partiler yasası, laikliği ve özgür bir ülkeyi konuşmanın tam zamanıdır, şimdi…

Bugün değilse ne zaman konuşulacak bunlar?

Toplumcu Düşünce olarak, yola ilk çıktığımız yeri unutmadan, varacağımız hedefin yavaş da olsa belirginleşmeye başladığını görüyoruz.

İskender Özturanlı

Toplumcu Düşünce-Genel Yayın Yönetmeni

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir