Güneş çatılarımızı aydınlatmıyor

Yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi konusu son yıllarda küresel gündemin en yaşamsal başlıklarından birini oluşturmuştur. 

Güneş enerjisine dayalı güç üretimi bu gündemin en hareketli alanlarından biri olarak Türkiye’de de önemli bir tartışma alanı ve ekonomik faaliyet düzeyine ulaşmıştır. Türkiye’de 2016-2019 döneminde 0,133ABD Doları/kWh elektrik alım garantisi ile 5800 MW yatırım yapılmıştır. Yatırımların %95’inden fazlası arazi üzerine yapılmış lisanssız güneş santralleridir. Lisanssız yenilenebilir enerji mevzuatı birçok konuda değişkenlik göstermiştir. Şu anda arazi üzeri lisanssız kurulumları yapmak yönetmelikle yasaklanmıştır. Lisans ihaleleri ile arazi kurulumlarına hız verilmeye çalışılmaktadır. Bu yazıda Türkiye’de çatı güneş santrali kurulumlarının neden istenilen seviyeye ulaşmadığını irdeleyeceğiz. 

Coronavirus (Covid 19) ortaya çıkmadan önce küresel ölçekteki en önemli problem küresel ısınmaydı.  Dünya nüfusunun son 80 sene içinde oldukça yükselmesiyle, enerji tüketimi ve sanayi üretimi artmıştır.  Ulaşım, enerji üretimi ve sanayi tesislerinde karbon salınımı meydana getiren fosil yakıtlar yaygın olarak kullanılmıştır ve halen (azalarak da olsa) kullanılmaktadır. Önceleri aktivistlerin ve bazı bilim adamlarının gündemini işgal eden küresel ısınma konusu, siyasilerin ve halkın gündeminde değildi. Kutuplardaki buzulların hızla erimesi, deniz seviyesine yakın yerleşim merkezlerinin su altında kalma tehlikesinin gün yüzüne çıkması, hava kirliliğine bağlı hastalıklar, içme suyuna erişimdeki kaygıların artması ve tarımsal kaynaklardaki iklimsel üretim problemlerinin artması küresel ısınmayı halkın ve siyasetin konusu haline getirdi.

İşte bu noktada enerjinin fosil yakıtlara bağımlılığının azaltılması ile ilgili dünyada ciddi bir trend oluşmuştur.  Rüzgar ve güneş enerjisi hükümetler tarafından (yüksek enerji fiyatları ile) teşvik edilmiştir. Güneş paneli fiyatları son 5 senede %50’den fazla azalmıştır. Panel fiyatının azalmasında arz fazlalığı ve teknolojik gelişmeler etkili olmuştur.  Önceleri şebeke elektrik tarifelerinin yukarısında verilen enerji alım garantileri (teşvikler) ile yatırım yapılabilirken, şu anda teşvik olmaksızın, ulusal enerji tarife fiyatları ile yatırım yapmak mümkündür.

Almanya ve Amerika’da 1 milyondan fazla çatı kurulumu yapılmıştır. Bunları ticari çatılar ve bireysel çatılar olarak ikiye ayırabiliriz. Ticari kurulumlar ile şirketler enerji giderlerinde ciddi bir tasarruf sağlayabilmektedir. Hatta çatının boyutu büyükse ulusal elektrik şebekesine enerji satışı gerçekleştirilebilmektedir. Bireysel çatılarda ise, şahıslar evlerinin çatısını kullanarak küçük bir üretici olabilir. Enerji üretimi halkın tüm katmanlarının içerisinde olduğu bir ekosisteme dönüşmüştür.

Ticari Çatılar:

2019 yılında çıkan Cumhurbaşkanı Kararı ve ilgili bakanlığın yayınladığı yönetmeliğe göre, fabrikalar kendi kurulu güçlerine kadar (5MW’ı geçmemek kaydıyla) lisanssız güneş enerji santrali kurma hakkına sahip oldular. Yeni sisteme göre tüketim fazlası elektriğin şebekeye satılması Türk Lirası üzerinden değerlendiriliyor. Dolayısıyla gelir kalemleri Türk Lirası olduğundan finansmanın da Türk Lirası ayarlanması gerekiyor. 

Güneş paneli fiyatlarındaki düşüşten dolayı mevcut ticari çatıların amortisman süresi 5-6 yıl civarındadır. Türk Lirası finansmanı konusunda, faiz oranlarının yüksek oluşu ve vade sürelerinin yetersizliğinden dolayı ticari çatılarda güneş santralleri yeterli düzeyde yaygınlaşmamıştır. Yatırımın mümkün olması için öz sermaye miktarının olabildiğince yüksek olması gerekmektedir. Kamu bankalarının bu konuda uzun vadeli (5-6 yıl) ve düşük faizli kredi açması bu sorunu çözecektir. Borcunu hiçbir zaman ödeyemeyecek “zombi” şirketlerin kamu bankaları tarafından finanse edildiğini görüyoruz. Kamu bankaları enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak ve küresel ısınma ile mücadeleyi sağlayacak güneş enerjine çok rahat şekilde destek olabilir.

Bireysel Çatılar:

Ülkemizde bireysel çatılarda güneş enerjisi kurulumu için finansman ana problemi teşkil etmemektedir. Standart bir ev kullanıcısı yaklaşık 9000 TL maliyetle güneş enerjisi sisteminin malzeme ve montaj giderlerini karşılamaktadır. Bu miktarı birçok küçük yatırımcı kolaylıkla sağlayabilir. Bireysel (evsel) çatıların ekonomik olmamasının nedeni TEDAŞ (Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.) ‘ın GES başvuru ve kabul evraklarıdır. Mühendislik ve takip ile ilgili işler montaj maliyetinin dahi üzerinde kalmaktadır. Her ne kadar elektrik projelerinde tip proje uygulaması getirilse de inşaat proje kalemi halen ciddi bir problemdir. 

Bir çatı tipi güneş enerji santralinin çatıya oluşturduğu yük yaklaşık 20 kg/m2’dir. Statik proje içerisinde 20 kg/m2 değeri ihmal edilecek kadar küçüktür.  Buna rağmen çatınıza GES inşa etmek istediğinizde yetkili bir inşaat mühendisine çatınızın bu ağırlığa dayanıklı olduğunu ispat eden bir hesap hazırlatmanız gerekecektir. Ayrıca hazırlanan projenin de yetkili bir kuruma onaylatılması gerekmektedir.  Ayrıca sahanın kabul işlemlerinde de inşaat mühendisinin hazır bulunması istenmektedir.  Bu işlemler bireysel çatı sistemlerinin yaygınlaşmasını imkânsız hale getirmiştir. 

Dağıtım şirketlerinin korunması ve aylık mahsuplaşma yalanı:

21 adet dağıtım şirketi ülke genelinde hizmet vermektedir. Bu şirketlerin işletmesi devlet tarafından özel şirketlere devredilmiştir. Kullandığımız elektrik enerjisine ek olarak faturalarımıza dağıtım bedeli de her bir kWh için eklenmektedir. Ayrıca GES kurulduktan sonra ihtiyaç fazlası elektrik şebekeye satılırken “sistem kullanım bedeli” adı altında her bir kWh için dağıtım şirketleri bedel almaktadır.

Aylık mahsuplaşma yönetmeliği uzun süre GES sektöründeki paydaşlar tarafından talep edildi.  Aylık mahsuplaşma ile şebekeye satılan ve şebekeden alınan elektriğin aylık olarak birbirinden çıkarılması, ve ortaya çıkacak farka sistem işletim bedeli veya dağıtım bedeli uygulanması öngörülüyordu. Dolayısı ile GES sahibi şebekeyi bir depolama aracı gibi kullanabilecek ve ekonomik açıdan fayda sağlayabilecekti.  Ama mevcut çıkartılan yönetmelikte her ne kadar aylık mahsuplaşma ibaresi geçse de iletim dağıtım bedeli ve sistem kullanım bedelinin saatlik hesaplanacağı ile ilgili bir yönetmelik çıkmıştır. Bu konu da kurulacak çatı tipi GES’lerin ekonomik yapısını olumsuz şekilde etkilemiştir. Devletin bu konuda dağıtım şirketlerinin karlılığını koruyucu şekilde pozisyon aldığını görüyoruz.  Dağıtım şirketi sahiplerinin büyük kısmının hükümete yakın iş adamlarından oluştuğunu belirtmemiz faydalı olacaktır.

Sektördeki derneklerin işlevi ve çözüm önerileri:

Yukarıda, çatı tipi fotovoltaik güneş enerji santrallerinin yaygınlaşmasını engelleyen önemli hususları belirttim.  Bunlar tüm sektör dernekleri (GÜYAD, GENSED, GÜNDER gibi) tarafından bilinen hususlardır. Dernekler bu hususları bakanlarla ve üst düzey bürokratlarla bireysel sohbetlerinde sık sık dile getiriyorlar. Yalnız bu hususların kamuoyu önünde dile getirilmesinde olabildiğince yumuşak bir tonda taleplerini ilettiklerini ve devletin ilgili kurumlarını açıkça eleştiremediklerini izliyoruz.  Bunun en büyük nedeni; bu derneklerin yönetim kurullarının ve başkanlarının piyasada faal olarak iş yapan iş insanlarından oluşmasıdır.  Hukuk sisteminin yeterince sağlıklı işlemediği Türkiye şartlarında, devletle itişip kakışarak bir şeyleri çözmeye çalışmanın, kendi ticari faaliyetlerine olumsuz bir etkisi olmasından korktuklarını belirtmemiz gerekiyor. 

Dolayısı ile sektörel derneklerin bu tip lobi faaliyetleri ile sınırlı kalacağını öngörüyorum. Eleştiri mekanizmasını çalıştıracak kurumların şirketlerle organik bağlarının olmaması çok önemlidir. Bu konuda TMMOB’a bağlı Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve Makine Mühendisleri Odası (MMO)’nın oldukça ilgisiz olduğunu görüyoruz. Nükleer enerji karşıtı hareketlerdeki TMMOB faaliyetlerinin kamuoyunda ses getirdiğini görüyoruz. Güneş enerjisinin yaygınlaşması hususunda problemlerin ulusal basında dile getirilmesi konusunda EMO ve MMO’nun açıklaması bulunmamaktadır.  Bu ilgisizliğin altında hiçbir art niyet aramamakla birlikte, önemli ölçüde bir kayıtsızlık ve ataletin etkili olduğu belirtmek gerekir.

Muhalefetteki tüm partilerin de bu konudaki ilgisiz tutumu devam etmektedir.  Oysa küresel ısınma ve karbon salınımı tüm dünyanın gündemini işgal etmektedir. İngiltere’deki son seçimlerde de gördük ki, partiler güneş enerjisi ve bunun sağlayacağı istihdamı tüm konuşmalarında bir vaat olarak dile getirdiler. 

Güneş enerjisi sektöründeki milyar dolarlık ihalelerde dahi muhalefetin konuyu yeterince takip etmediğini, halkın ve şirketlerin mağduriyetleri ile yeterince ilgilenmediğini görüyoruz. Oysa ki enerji politikalarını anlamadan uluslararası ilişkileri ve ekonomiyi anlamak oldukça zordur. Siyasi partilerin ivedilikle bu konuda ekiplerini ve politikalarını oluşturmaları yaşamsal bir gereksimdir.

Erdem TOPAL; Elektrik Mühendisi, MBA

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir