Ekonomi Yönetimine Geçmişten Dersler

Literatürde kredi döngülerini (credit cycles) incelersek geçmişten alınacak dersler olduğunu görebiliriz. Zira dalgalanma ve krizlerin dinamikleri ve ardinda yatan sebepler geçmiş zamanlardan beri pek farklılık göstermemekte.

İktisat teorileri arasında en çok tartışılan konularından biri kuşkusuz devletin ekonomiye müdahalesinin gerekli olup olmadığı ve eğer müdahale gerekiyorsa ne şekilde, ne düzeyde ve hangi araçlarla yapılması gerektiği olmuştur.  Serbest ekonomi sınırları içinde devlet müdahalesini gerekli gören en kapsamlı yaklaşım Keynesyen teoridir. Avusturya Okulu ise söz konusu müdahaleyi yanlış bulur; zira kredi ve iş döngüleri (business cycles) yaratarak dalgalanmalara sebep olacağını ve krizlere zemin hazırlayacağını savunur. Post-Keynesyen Hyman Minsky ise dalgalanma ve krizlerin sebebinin kapitalizmin kendi doğası içinde bulunduğunu öne sürer.

John Maynard Keynes Para Üzerine Bir İnceleme adlı eserinde kredi döngüsünü “yatırımların tasarruf hacmine göre fazla veya noksan olmasının paranın satın alma gücüne etkisi” olarak tanımlar, ve üretim maliyetinin bir kredi döngüsü içinde istikrarını sürdürmesinin pek olası olmadığını da ekler.  Burada kullanılan “döngü” tabiri ise “belli bir yöndeki aşırı hareketin sadece kendi çaresini değil, ters yöndeki aşırı hareketi de uyaracağı için sarkacın mutlaka salınması” beklendiğini ifade eder.(1)  Bankacılık sisteminin davranışının da şiddet artırıcı ya da hafifletici rol oynayacağını savunur.  Genel Teori adlı eserinde ise finansal istikrarsızlığın ve faizlerin seviyesinin istihdam üzerine etkilerini inceler, ama küresel sermayenin finansal döngülerine ya da boom (genişleme)-bust (çöküş) döngülerinin üzerine eğilmez.(2)  Post-Keynesyen Minsky ise Finansal İstikrarsızlık Hipotezi adlı eserinde cyclical/konjonktürel boom-bust döngülerinin finansal sektör tarafından beslendiğini savunur ve finansal düzenlemelerin istikrar için şart olduğunu öne sürer.(3)  Boom dönemlerinde yatırımcılar optimisttirler ve daha fazla risk alırlar. Bust dönemine gelindiğinde ise panik satışlar ekonomiyi likidite krizine sürükler.

Avusturya Okulu ise reel ekonomide boom-bust döngülerinin oluşumunu farklı bir bakış açısı ile ele alır.  Knut Wicksell’in parasal ve konjonktürel dalgalanmalar teorisi (monetary and trade cycle theory) üzerine yaptığı çalışmalarda -1898-(4) ve -1915-(5) hipotez olarak ele aldığı günümüzle gelecek arasındaki zamanlar-arası dengesizlik, daha sonra Avusturya Konjonktürel Dalgalanmalar Teorisi’nin (Austrian Business Cycle Theory) dayandığı temel kavram olacaktır. Daha açık ifade etmek gerekirse tasarruflar ve yatırımlar bir değiş-tokuş ekonomisinde (barter) reel manada koordinasyon içindedirler.  Fakat para ve kredinin kullanıldığı bir ekonomide bu her zaman mümkün değildir ve dengesizlik ortaya çıkabilir. Para faiz oranı ile doğal (reel) faiz oranı arasındaki farka dikkati ilk çeken Wicksell olmuştur.(6) Daha sonra Ludwig von Mises, Wicksell’in analizinden ilham alarak hatalı para politikalarının oynak büyümeye sebep olduğunu ortaya koyan Konjonktürel Dalgalanmalar Teorisini (Trade Cycle Theory) geliştirir. Bu teori, zamanlar-arası tercih değişimine değil de, ticari bankalar tarafından sunulan ucuz kredilerin sürdürülemez bir boom yaratır olması görüşüne dayanır. Zira Mises girişimci kesimin ucuz para için devlete baskı yaptığını, bankaların da bu isteği karşılamak için faiz hadlerini düşürdüğünü ve kredi hacmini genişlettiğini savunur. Wicksell’in tabiriyle “doğal” faiz oranı suni bir şekilde düşürülmüştür. Mises Human Action adlı eserindeyse suni bir şekilde düşürülen faizlerin kaynakların yanlış yerlere aktarılmasına (misallocation of resources) sebep olacağını savunur ve bu durumu mal-investment (yanlış yatırım) olarak tanımlar.  Ellerine zamanından önce kaynak geçen tüketiciler de boom evresine aşırı-tüketim yaparak katkıda bulunurlar. Faizler, zamanlar-arası iktisadi koordinasyonu sağlama işlevine sahipken, para otoritelerinin bu şekilde müdahalesi faizlerin bu rolü oynamasına engel olur.  Kredi genişlemesi neticesinde oluşan enflasyonist baskı da faizlerin yönünün yukarı çevrilmesine sebep olur ve bust evresinin devreye girmesi artık kaçınılmazdır. Bankalar ya kredileri uzatarak ya da yeni krediler sağlayarak çöküşü öteleyebilirler ama buna engel olamazlar.(7)

Kredi döngüleri çerçevesinde Keynesyen ve onunla taban tabana zıt bir yaklaşıma sahip olan Avusturya Okulu’na kısaca bir göz attık. Şunu da belirtmekte fayda var ki, hiç bir akim ya da model bir ekonomiyi tek başına ileri götüremez, beklenen refah seviyesine ulaştıramaz. Her model dayandığı varsayımlar çerçevesinde mükemmeldir. Ama yeni bilgi ve oluşan şartlarla piyasalarda varsayılan değerlerden her zaman sapma olur, ve yeni beklentiler doğrultusunda varsayımlar da güncellenir. Bu yüzden farklı modeller farklı dönemlerde yararlı olabilir. Mesela, 1929 Büyük Buhranı sırasında Avusturya Okulu’nun yaklaşımı yerine Keynesyen politikalar rağbet görmüş ve 1970’lere kadar gelişmiş ülkelerde uygulanan başlıca akım olmuştur. Fakat 1970’lerin başında gelişmiş ülkelerde baş gösteren stagflasyona da Keynesyen yaklaşım izahat bulamamış, bunun yerine Avusturya Okulu’na dayanarak ortaya çıkan monetarist akım öncülüğünde geliştirilen neoliberal politikalar rağbet görmeğe başlamış ve 2008’de yaşanan küresel krize kadar tereddütsüz uygulanmıştır.

Küresel kriz, neoliberal sistemin “piyasalar her şeyi halleder” görüşünün yanlış olduğunu kanıtlayarak, aynı zamanda da Minsky yaklaşımıyla, doğru yönetilemeyen risklerin (türev piyasalarında kullanılan yüksek kaldıraç, kredi derecelendirme kuruluşlarının doğru bilgiyi sağlamaması vs vs) finansal piyasalarda düzenlemeler gerektirdiğini de ortaya koymuştur. Bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak, onyıllardır neoliberal akımın başlıca temsilcisi olan İMF bile 2008 küresel krizinden beri Keynesyen politikalarla kamu harcamalarını artırıp toplam talebi canlandırmayı hedefler hale gelmiştir.(8) Tabii gelişmiş ülkelerde enflasyon olmaması, tam tersine enflasyon yaratma çabası da bu politikaların izlenebilmesinde bir etkendir. Türkiye ise 2021’e girerken hala daha enflasyonla, hatta belki de uzun sürebilecek bir stagflasyon olgusuyla gerçek manada mücadele etmek durumundadır.

Yukarıda tasvir edilen ana resmi Türkiye özelinde incelersek, 2020 senesinde devletin sağladığı ucuz kredi hacminde aşırı bir artış olduğu bilinen bir gerçektir. Aktif rasyosu ile de bankalar riskli projelere bile kredi vermek zorunda bırakılmışlardır. Uzun zamandır tek haneye düşürülemeyen enflasyon, büyümenin de darbe yemesiyle stagflasyona dönüşmüştür. Yeni yılla birlikte rekor kıran borsadan, gelişmiş ülkeler için bile zor geçen bir seneyi pozitif bir büyümeyle kapatmaya kadar, ilk bakışta sevindirici gibi görünen kimi göstergeler ise daha çok bir boom evresinde olduğumuzun sinyallerini vermektedir.  Bu arada 2021 yılı boyunca da kredi hacminde artış olacağı beklenmektedir.(9) Aktif rasyosunun kaldırılması olumlu bir gelişme olmasına rağmen, uygulamada olduğu süre zarfında verilen kredilerden batık krediye dönüşeceklerin oranı ise önümüzdeki dönemlerde ortaya çıkacak ve ekonomide riskleri artıran bir faktör olacaktır. Bunlara ek olarak, Kasım 2020’den itibaren bilhassa hukuk, demokrasi gibi temel konularda yapısal reformlar yapılacağına inandığı için geri dönen küresel sermaye, beklenen reformlar yapılmadığı taktirde bust evresinin tetikleyicisi olabilir. Umarız eşgüdümlü para ve maliye politikalarıyla önce enflasyon sonra da faizler kalıcı olarak düşürülür ve beklenen yapısal reformlar gerçekleştirilir.  Aksi taktirde, yeni krediler Mises’in tabiriyle “çöküşü öteleyebilirler ama buna engel olamazlar”.

Haluk Haksal,             Kalkınma Ekonomisti

Notlar:

(1) Keynes, J. M. (1930), pp. 178-192

(2) Keynes, J. M. (1936), p. 161

(3) Minsky, H. P. (1992), pp. 1-8

(4) Wicksell, K. ([1898] 1936), pp. 1-274

(5) Wicksell, K. ([1915] 1935), pp. 209–14

(6) Burada ‘reel’ faiz oranından kasıt nominal faiz oranıyla enflasyon oranı arasındaki farktan hareket ederek elde edilen faiz oranı değil, devletin müdahalesinin olmadığı şartlarda piyasada oluşan faiz oranıdır.

(7) Mises L.V. (1953), p. 365

(8) Mesela, İMF’den Paolo Mauro,Ekim 2020’de bir konuşması sırasında

(www.imf.org/en/Publications/FM/Issues/2020/09/30/october-2020-fiscal-monitor solda üstten aşağı doğru 5. link, dakika 2.08’den itibaren) tipik bir Keynesyen yaklaşım olan kamu harcamalarının büyüme ve istihdam üzerine etkilerini izah eder.

(9) Akbank, 6 Ocak 2021’de, bu sene için yeni kredilerde % 20 artış olacağını tahmin ettiğini açıkladı.

KAYNAKÇA

Keynes, J. M. (1930), A Treatise of Money, The Pure Theory of Money, Vol. 5. London: Macmillan Press, 336 pp.

Keynes, J. M. (1936), The General Theory of Employment, Interest and Money. London: Macmillan Press, 412 pp.

Minsky, H. P. (1992), “The Financial Instability Hypothesis”. In: Arestis, P. and Sawyer, M. (eds.). Handbook of Radical Political Economy. Aldershot: Edward Elgar Publishing, pp. 1-8

Mises L.V. (1953), Credit and Economic Crises, in: The Theory of Money and Credit, Yale University Press,  493 pp. https://books.google.ad/books?id=hHnIHlCm_CcC&printsec=frontcover&hl=fr&source=gbs_ge_summary_r&cad=0#v=onepage&q&f=false

Mises, L. V. (1949), Human Action: A Treatise on Economics. Chicago: Contemporary Books, 907 pp.

Wicksell, K. ([1898] 1936) Interest and Prices, R. F. Kahn (Translation), New York: Sentry Press, 1965, 274 pp.  https://cdn.mises.org/Interest%20and%20Prices_2.pdf

Wicksell, K. ([1915] 1935) Note on Trade Cycles and Crises, E. Classen (Translation), in: Wicksell, K., Lectures II: Money (New York: M. Kelley Publishers, 1967), pp. 209–214

1 Comment

  1. Çok güzel ve bir çok ipuçu olan yazı .
    Teşekkür ederiz
    Ben TCMB yedek akçesinin “Business Cycle” lardaki inişe müdahale için yeterli büyüklükte olması ve korunmasının çok önemli olduğunu hep düşünmüşümdür
    Teşekkür ederiz
    Mehmet Kazancioglu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir